İslam Tarihinin İlk Dönemlerinde Siyasî Sebeplerle Uydurulan Hadisler ve Günümüze Etkisi-1 - rahle.org

İslam Tarihinin İlk Dönemlerinde Siyasî Sebeplerle Uydurulan Hadisler ve Günümüze Etkisi-1 - rahle.org

İslam Tarihinin İlk Dönemlerinde Siyasî Sebeplerle Uydurulan Hadisler ve Günümüze Etkisi-1


Facebookta Paylaş
Tweetle
 

Giriş:

Başta itiraf etmek gerekir ki, böyle bir başlığın altına girmekle ne denli zorlu bir işe el atacağımızı tam olarak bilememiştik. Oysa mesele, tüm mevzu hadislerin en az üçte birini teşekkül edecek kadar geniş ve derinmiş! Biz de bu sebeple araştırmamızı 3 bölüm halinde yayınlamayı tercih ettik.

Maksadımız, önceki yazılarımızda söylediğimiz gibi, hakkı batıldan ayırmak ve ilim talebelerine az da olsun rehberlik edebilmektir. Zira günümüz insanının dikkate almadığı yığınlarca günah arasında bir de “Resulullah’a söylemediği bir hadisi iftira etmek” günahı eklensin istemiyoruz.

Aynı hassasiyetle, ehl-i sünnet âlimlerinin mevzuata dair eserlerini tarayarak, gerekli gördüğümüz kısımları sizlerle paylaşmayı vazifelerimiz arasında görüyoruz. Hülasa biz, Şu’be b. Haccac’ın  (ö. 160/776) dediği gibi, diyoruz ki: “Bugün hadis günü değil, gelin yalancıları gıybet edelim.”

A. Hadis Uydurmacılığı:

İslamî kaynaklara göre, hadis uydurmacılığının başlangıcı -ihtilaflara değinmeksizin söyleyelim- Hz. Osman’ın şehadete ermesi ile başlayıp siyasal ve toplumsal kargaşanın artış gösterdiği, Müslümanların iç savaşa kadar sürüklendiği ve fitne¹ döneminin de başlangıcı olarak kabul edilen hicrî 35-37 seneleridir.² Nitekim hemen ilerleyen senelerde, fitne büyüyerek devam etmiş ve akabinde; Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Abdullah b. Zübeyr, Said b. Cübeyr, Zeyd b. Ali ve diğer pek çokları şehit edilmiştir.³

Bu ilk dönemlerde, bilhassa Kufe’de (Irak) yoğun olmak üzere, insanlar kendi meşrep, mezhep ve aşiretlerine destek vermek maksadıyla senedsiz olarak birbirlerine hadis aktarmışlardır.⁴ Emevîler ve Abbasîlerin saltanatında -kimi zaman sultanın dahi desteğini alan- uydurmacılar türemiş; bunlardan bazısı (Gıyas b. İbrahim gibi) iktidara yanaşmak, bazısı da (Abdullah b. Sebe’ gibi) sırf ortalığı karıştırmak maksadıyla Resulullah’a aitmiş gibi görünen binlerce yalan haberler uydurmuşlardır.⁵ Daha ileri gidenler ise, günlük basit meselelerde dahi hevalarına göre hadis türetiyorlardı.⁶

Bir tarafta bunlar yaşanırken, diğer tarafta en baştan beridir fitneye alet olmayan sağlam bir düşünce biçimi (ekol) ayakta duruyordu: Ehl-i Sünnet. Usûl itibariyle ashabın önde gelenlerinin itikadı ve ameli üzere olan bu yol (mezheb) mensubu kimseler, içersinde pek çok güzide fakih, muhaddis ve münekkid yetiştirerek ehl-i delalet ile mücadeleye giriştiler. Asıl amaçları, zayıf ve uydurma olan rivayetleri sahih ve hasen olanlardan ayrıştırmak ve sonra gelenler için azami miktarda eser bırakmak idi. Böyle de oldu.

Netice itibariyle, ehl-i sünnet ekolünün bağlı kaldığı kaideler ve sened sorgulama metodu, tarihte bilinen en muteber (güvenilir) yol kabul edilmiştir.⁷ Allah onlardan razı olsun.

B. Başvurduğumuz Kaynaklar:

Biz de çalışmamızda onların eserlerinden istifade ettik. Hadisler hakkındaki hükümlerini -fazlaca yer almasın diye- özetleyerek sizinle paylaştık. Bunlar: İbn Kayyum, el-Menârü’l-Münif (Tahkik: Muzaffer Can, Cantaş Yay.); İbn Hacer, Metâlibu’l-Âliye (Tahkik: el-A’zamî, Ocak Yay.); Şevkanî, el-Mevdûa (Tercüme: M. Emin Akın, Medarik Yay.); Aliyyu’l-Kârî, el-Mevdûa (Tahkik: Ebu Gudde, İnkilab Yay.); Rudanî, Cem’ul-Fevâid (Tahric: Yusuf Özbek, Kaynak Yay.); İbn Ebi’d-Dünya, el-Mevsûat (Tahric: Yusuf Özbek); Harun Ünal, Uydurma Hadisler (6 kitap, Mirac Yay.) ve Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ.⁸

C. Konu Başlıkları:

Yukarıda, mevzuata dair yazılan eserler dikkate alındığında, çoğunun konulu bir tasnif içermediği, daha ziyade kelime veya harfe göre bir sınıflandırma yapıldığı, üstelik kelime ve konu başlıkları arasında “siyaset” diye bir bölümün yer almadığı  görülecektir. Yine de biz, siyasetle ilişkilendirebileceğimiz, 20 kadar konu başlığı tespit ettik. Bunlar, münekkitlerce tenkide uğrayan ve ciddi derecede zaaf içeren hadislerdir.

1. Yöneticilik ve yöneticiler hakkında:

Öyle görülüyor ki, bu başlık altında rivayet edilen uydurma hadislerin ekseriyeti, mevcut yöneticiyi desteklemek için halk arasında yayılmış veya yaygınlaştırılmış hadislerdendir.

Örnek-1: “Allah hilafet için birini yaratmak dilediğinde, sağ eliyle onun alnını mesh eder.”

Hakîm’in bildirdiğine göre, bu sözü, hadis olarak nakledenlerin tamamı -Abbasîleri siyasî olarak destekleyen- Haşimî’lerdir. Ayrıca ravilerden biri, Abbasî halifelerinden Mütevekkil’in azaldı kölesi olan Mesere b. Abdullah’dır. Denilmektedir ki; “onun rivayet ettiği hadislerin hiçbir değeri yoktur.” Şevkanî’de (s. 377, 567, 568) kısaca böyle geçer.

Örnek-2: “Zalim, Allah’ın yeryüzündeki adaletidir.”

Örnek-3: “Valileri lanetleme! Zira Allah böyle yapanı cehenneme koydu.”

Şevkanî’nin (s. 376-377) açıklamasına göre, ilkini Sehavî senedsiz olarak zikretmiş, ikincisi ise metruk bir hadistir. İki hadisin de Allah Resulüne aidiyeti söz konusu olamaz! Aynı şekilde şu söz de böyledir:

Örnek-4: “Sultan, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve mızrağıdır.”

Şevkanî’nin (s. 376) bildirdiğine göre, Sehavî bu rivayeti Deylemî’ye nispet etmiştir. Aclunî (I, 456) ise Beyhakî, Hakîm, İbn Neccar ve İbn Ebi Şeybe dâhil dört farklı yoldan tahricini yapmış, ancak herhangi bir hüküm bildirmemiştir. Bizce hadisi diğer rivayetleriyle birlikte değerlendirmek gerekir. Nitekim İbn Ebi Şeybe’den gelen rivayetin baş kısmında; “adil ve mütevazı sultan” ilavesi mevcuttur. Böyle bile olsa, diğer sahih hadisler dikkate alındığında, rivayette zikredilen sultanın, İslam şeriatına bağlı kalan emir olması gerekir.

Örnek-5: “Mülk (devlet) ve din ikizdirler.”

Harun Ünal’ın (II, 186-187) açıklamasına göre; bu söz hakkında Saganî, Aclunî ve Ezherî uydurma olduğunda ittifak etmişlerdir. Eğer bu sözü doğru kabul edersek, mevcut hiçbir devleti dinden ayıramayız! Muhtemeldir ki bu sözü ortaya atanlar, mevcut iktidarı din ile kardeş gibi gösterip herhangi bir eleştiriden de korumayı amaçlamışlardır. Doğrusunu Allah bilir.

Örnek-6: “Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz (yahut öyle emrolunursunuz).”

Aclunî’nin (II, 126) açıklamasına göre; bu rivayeti Hakîm ve Deylemî merfu olarak, Beyhakî ise munkatı (senedi kopuk) olarak rivayet etmiştir. Ayrıca Taberanî, Hasan el-Basrî’den bu manada bir söz rivayet etmiştir. Rivayete göre, Hasan el-Basrî, Yezid b. Muaviye’nin valisi Haccac’ı söven bir kimseyi görmüş ve “böyle yapma, zira siz nasılsanız öyle idare olunuyorsunuz” demiştir. Şevkanî (s. 376) ise “isnadı metruk ve munkatı’dır” demiştir. Benzer şekilde, şu rivayeti de yalanlamış (s. 555-556)  ve hadisten elde edilecek hiçbir faydanın olmadığını söylemiştir :

Örnek-7: “Hükümdar bozulunca askerleri de bozulur. Hükümdar ıslah olunca askerleri de ıslah olur.”

Sultan ve emirler hakkında Aclunî (I, 365, 383) ve Şevkanî’de (s. 377-378, 451) daha başka yalan haberler de zikredilmiştir…

2. Halifenin kim olacağı hakkında:

Bu başlık altında onlarca hadis rivayet edilmiştir. Bunlar arasında kimi Resulullah’tan sonra halifeliğin hakkının Hz. Ebu Bekr’de olacağını, kimi Hz. Ali’de olacağını, kimi Abbasîlerde, kimi ise Kureyş’te kalacağını ifade eden rivayetlerdir. Bunlar arasında Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Abbas’ın isimleri de geçmektedir. Rivayetler, menfaat gereği bir takım siyasî aktörler tarafından uydurulmuş görülmektedir.⁹

Örnek-8: “Ebu Bekr’in imanı tartıda insanların tümüne denk gelir.”

Bunu Şevkanî (s. 457) ve Harun Ünal (III, s. 17-19) Suyutî’ye ve başkalarına dayandırarak sözün aslının Hz. Ömer’e ait olduğu ve hadis olmadığını bildirmişlerdir.

Örnek-9: “Gökyüzüne çıkarıldım. Geçtiğim hiçbir sema olmasın ki, orada adım Muhammed Resulullah, yanında da Ebu Bekr yazılmış olmasın.”

Örnek-10: “İçlerinde Ebu Bekr’in bulunduğu bir topluluğa başkasının imamlık yapması uygun değildir.”

Örnek-11: “Miraca çıkarıldığımda Ali b. Talib’in benden sonra halife olmasını dua ettim. Gökyüzü titredi ve benden sonra Ebu Bekr’in halife olacağı buyruldu.”

Şevkanî (s. 455, 456, 460, 475, 476, 486, 487, 498) bu rivayetlerin -senedlerinde bilinmeyen ve hadis uyduran kimseler olduğu için- yalan olduğunu zikretmiş, buna benzer başka rivayetler de aktarmıştır.

Yine; Hz. Ömer’i aşırı derecede yüceltip makamını büyüten şu rivayet de yalanlanmıştır:

Örnek-12: “Ben sizlere peygamber olarak gönderilmeseydim (yahut benden sonra peygamber gelecek olsaydı), Ömer gönderilirdi.”

Bunun birkaç yoldan geldiği zikredilmişse de Şevkanî (s. 458) ve İbn Cevzî, senedlerinde hadisi alınmayan kimseler bulunduğu için kabul etmemişlerdir.

Hz. Ali hakkında uydurulan en büyük yalan haber ise, güya Resulullah Veda Haccından dönerken herkesin bulunduğu bir meydanda Hz. Ali’yi elinden tutarak şöyle demiştir:

Örnek-13: “Benim vasim, sırrım, halifem ve benden sonra bıraktığım en hayırlı kimse Ali’dir.”

Bu rivayet üzerinde İbn Kayyum (s. 57-58), Aclunî (II, s. 246), Aliyyul Karî (s. 287), Saganî ve daha pek çok kimse uydurma olduğunda ittifak etmişlerdir. Hatta Aliyyul Karî hadisi uydurana beddua ederek şöyle demiştir: “Bu ifade Şia’nın çirkin iftiralarındandır. Allah belalarını versin. Nasıl da iftira ediyorlar!” Şevkanî (s. 469) bunun bir benzerini, “Resulullah’ın Tebük Seferine çıkarken geride Medine’de, Ali’yi bıraktığını” aktaran rivayeti de yalanlamıştır. Ayrıca bunlardan başka Kureyş ile alakalı bir takım rivayetler daha zikredilmiştir.

Örnek-14: “Dünyada iki kişi kalsa da bu iş (hilafet) Kureyş’e aittir.”

Örnek-15: “Hilafet Kureyş’e, hüküm verme Ensar’a, davet de Habeşliye aittir.”

Buradaki son iki rivayet hadis hafızları tarafından yalanlanmıştır.¹⁰ Ancak imami-yetin Kureyş’e ait olduğunu bildiren sahih bir hadis mevcuttur. İşin doğrusu, Resulullah’ın Kureyş’e yöneticilikte öncelik vermesini, ancak kendi dönemi içersinde -olası bir iç kargaşayı önlemek şeklinde değerlendirmek gerekir. Bizce bu karar, Resulullah’ın siyasî bir kararıdır; sonraki dönemleri bağlayacak nitelikte itikadî veya amelî bir zorunluluk taşımamaktadır. Doğrusunu Allah bilir.

3. Hz. Ali ve soyunun fazileti hakkında:

Bu konu, belki de hakkında hadis uydurulan en geniş konulardan biridir. Nitekim Hz. Ali’yi aşırı derecede yücelten, siyasette onu açıktan ve taşkınlık seviyesinde destekleyen Rafızîler, bu konuda hadis uydurmayı kendilerine adeta meslek edinmişlerdir. Böylece diğer karşıt görüş olarak gördükleri iktidarları (bilhassa Emevîleri) zayıflatmayı ve kendilerine adam toplamayı amaçlamış olabilirler. İbn Kayyum’un (s. 108) Ebu Ya’la el-Halilî’den (ö. 446) aktardığına göre; Rafızîler bu şekilde 300 bin kadar hadis uydurmuşlardır. Doğrusunu Allah bilir.

Örnek-16: “Kıyamette sancağı Ali taşıyacaktır.”

Aclunî (s. 210), Şevkanî (s. 479) ve başkaları bu rivayetin uydurma olduğunda ittifak etmişlerdir. Yine aşağıdaki rivayetlerin tamamı, Şevkanî’nin (s. 463, 467, 470, 473, 474, 483, 485, 495) tespitlerine göre, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt hakkında uydurulmuştur:

Örnek-17: “Ben ve Ali bir nurdan (yahut aynı çamurdan) yaratıldık.”

Örnek-18: “Ben ilmin şehriyim (yahut hikmet eviyim), Ali de onun kapısı.”

Örnek-19: “Ali’ye bakmak ibadettir.”

Örnek-20: “Resulullah, çocuklarımızı Ali’nin sevgisine alıştırmamızı emretti.”

Örnek-21: “Ali’yi sevmek, ateşin odunu yemesi gibi, kötülükleri yer bitirir.”

Örnek-22: “Ey Ali! Sen ve şian (taraftarların) cennettesiniz (yahut sizi seveni Allah bağışlamıştır).”

Örnek-23: “Ehl-i beytim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete erersiniz.”

Bununla ilgili olarak mevzuat eserlerinde çokça hadis geçmektedir.¹¹ Aynı şekilde, Şevkanî (s. 468-469) ve İbn Kayyum (s. 57-58) açıkça ortaya koymuştur ki; Hz. Ali’nin ikindi namazını kılamayıp kaçırdığı bir gün, güneşin batıp yeniden doğduğunu anlatan rivayet tamamen uydurmadır. Bunu ne yazık ki, bir kısım ehl-i sünnet âlimleri dahi yanılıp rivayet etmişlerdir.

Örnek-24: “Ali hakkında 300 ayet indirildi. (Ama sonradan kaldırıldı veya gizlendi.)”

Şevkanî (s. 480), İbn Kayyum’a dayanarak bunun uydurma olduğunu nakleder. Zira isnadında kendisinden hadis alınmayacak biri vardır. Bununla birlikte günümüz Şiileri arasında bu rivayete inanıp, ehl-i sünnetin bu ayetleri tahrif ettiğine veya gizlediğine inanan çok kimse vardır. Bunlar halen İslam coğrafyası olarak bilinen topraklarda yaşamaktadırlar.

4. Hz. Abbas ve soyunun fazileti hakkında:

Bu konudaki rivayetler, tıpkı Şia’da olduğu gibi, ancak kendi siyasî taraftarlarını (Abbasîleri) desteklemek ve diğer görüştekileri zayıf düşürmek maksadıyla uydurulmuş haberlerden olmalıdır.

Örnek-25: “Cehennem ateşi, Abbas oğullarına haramdır.”

İbn Kayyum (s. 109-110) bu rivayetin yalan olduğunu söyledikten sonra genelleme yaparak şöyle devam etmiştir: “Abbasîlerden birinin halifeliği hakkındaki tüm hadisler yalandır. Horasan halkından Hz. Abbas neslinden gelen Abdullah b. Abbas ile (Şam idaresine isyan için) çıkanları öven her hadis yalandır. Abbasilerdeki halife sayısını bildiren hadis uydurmadır…” Şevkanî (s. 498-499) ve başkaları buna benzer uydurma hadisler zikretmiştir.¹²

5. Beni Ümeyye ve Muaviye hakkında:

Bu başlık altında uydurulan hadisler, ya öven ya da yeren hadislerdir. Öven hadislerin Emevîler iktidarınca yahut o iktidara yakın çevreler tarafından halka yayıldığı tahmin edilen şeydir. Yeren ve hatta küfürle itham eden hadisler ise yine malumdur ki, Emevîlerle iyi geçinemeyen veya iktidarda olmasından hoşnut olmayan Abbasîler, Şiîler veya benzer gruplar tarafından uydurulmuş haberlerdendir.

Örnek-26: “Emin olan kimseler Allah katında üç kişidir: Ben, Cibrîl ve Muaviye.”

Örnek-27: “Her ümmetimin bir firavunu vardır. Benim ümmetimin firavunu da Muaviye’dir.”

Şevkanî (s. 499-503, 510, 558-559) bu rivayetlerin ve daha birçoğunun batıl olduğunu ortaya koymuştur. Diğer mevzuat eserlerinde; Muaviye sevgisinin farz olduğunu yahut Muaviye’nin cennette Resulullah’la buluşacağını yahut onun minberde hutbe verirken görüldüğü takdirde öldürülmesi gerektiğini yahut Resulullah’ın Muaviye’ye beddua ettiğini yahut oğlu Yezid’in lanetlendiğini yahut Beni Ümeyye’nin tüm adamlarının yalancı olduğunu anlatan başka uydurma hadisler de geçmektedir.¹³

Doğrusu, Muaviye’nin ve diğerlerinin hataları da olmuştur, başarılı olduğu hususlar da... Ancak Allah Resulü döneminde onun ve diğer Ümeyye oğullarının “teslim olup iman etmekten” başka bilinen bir durumları da yoktur. Mesele, Muaviye’nin iktidara geçiş sürecinde Hz. Ali ile anlaşamaması üzerine çıkmıştır. Resulullah buna ne tanıklık etmiştir ne de bilmiştir. Ayrıca, Muaviye bir yönüyle, hilafeti sultanlığa çeviren bir siyasetçi, diğer yönüyle de iman sahibi bir kuldur. Kendisini ya da bir başkasını yargılama hakkı bize tanınmış değildir. Nitekim Muaviye’den Buharî ve Nevevî dahil ümmetin geneli rivayette bulunmuş, onu sika (güvenilir) kabul etmişlerdir. İbn Kayyum (s. 108-109) özetçe şöyle demiştir: “Muaviye’nin menkıbeleri üzerine tahsis edilmiş (hususî) hiçbir sahih hadis yoktur… Yine onu kötüleme hususunda Resulullah’tan nakledilenlerin tamamı yalan ve uydurmadır… Ümeyye oğullarını kötüleme hadisleri de böyledir.”

6. Diğer Sahabîler hakkında:

Bu başlık altında (halife olanlar hariç) hakkında siyaseten hadis uydurulduğunu düşündüğümüz sahabeler şunlardır: Hz. Aişe, Ammar b. Yasin, Abdurrahman b. Avf, Ebu Zerr el-Gıfarî, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam, Sa’d b. Ebu Vakkas, Ebu Musa el-Eş’arî, Amr b. El- As, Selman-ı Farisî, Mikdad ve Süheyb. Dikkat edilirse, bu isimler fitne dönemi siyasetinde bir şekilde ismi geçen, olaylara karışan, düzeltmeye yahut arabuluculuk etmeye çalışan yahut da sivri bir dille eleştiren kimselerdir. Siyasi arenada cirit atan bir takım yalancı kimseler, muhtemeldir ki, onlar hakkında -iyi ya da kötü- hadis uydurarak halkı manipüle etmeye çalışmışlardır.

Örnek-28: “Abdurrahman b. Avf’ın (mallarının çok olmasından ötürü) cennete emekleyerek girdiğini gördüm.”

Örnek-29: “Dininizin yarısını Hümeyra’dan (Hz. Aişe’den) öğrenin.”

Bu rivayetlerin yalanlanmasıyla ilgili yorumları Karî (s. 134, 298-300), İbn Kayyum (s. 62, 123), Şevkanî (s. 496-498, 503-504) ve İbn Hacer’de (V, s. 13-14) görmek mümkün. Bununla birlikte sahih rivayetlerde  bizzat isim bildirilerek övülen çok sayıda sahabî de olmuştur. Bunların birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir.

7. Gelecekte olacaklar hakkında:

Genel bir ifade ile belirtecek olursak; bu başlık altında zikredilen uydurma hadislere göre, Resulullah, güya kendisinden sonra olacak olaylar hakkında kaçıncı senede neler yaşanacağını belirtmiş, kimlerin karşılıklı savaşacağını, kimin nerede durması gerektiğini ve kimin nasıl öldürüleceğini tek tek bildirmiştir.

Örnek-30: “İleride fitne olacak. Kim o fitneye yetişirse iki şeye dikkat etsin; Allah’ın kitabı ve Ali b. Ebu Talib…”

Örnek-31: “Bu ümmetten kıyamet günü ilk tartışacak olanlar, Ali ve Muaviye’dir.”

Ayrıca; Mehdi’nin kim olacağını, hangi senede geleceğini, ahir zamanın kaçıncı senede başlayacağını, hilafetin 30 sene süreceğini bildiren tüm hadisler uydurmadır. Şevkanî (s. 465, 497-499, 504-506, 578, 582-583), Karî (s. 184), İbn Kayyum (s. 100-101, 131-145) ve İbn Hacer (s. 307) bununla alakalı gerekli değerlendirmelerde bulunmuşlardır.

Dipnotlar:

1. Tabiînin önde gelenlerinden Muhammed b. Sirîn (ö. 110/729) durumu şöyle özetler: “İlk devirlerde isnad (rivayetin aslı-senedi) sorulmuyordu. Ne zaman ki fitne zuhur etti, bize (hadisçilere), kendilerinden rivayet ettiğiniz kimselerin isimlerini söyleyin, denilmeye başlandı. Böylece hadis rivayet edenlere bakıyorlar, eğer ehl-i sünnetten ise hadislerini alıyorlar, ehl-i bid’atten ise hadislerini terk ediyorlardı.” (Ahmed, Müslim, Bağdadî)

2. Bkz. Ebubekir Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi II, s. 209-218. Kayıhan Yay. 1998. Enbiya Yıldırım, Hadis Problemleri, s. 14-34. Rağbet Yay. 2011. Abdulfettah Ebu Gudde, Mevzu Hadisler, s. 44-46. İnsan Yay. 1995.

3. Bkz. Talat Koçyiğit, Hadisçilerle Kelamcılar Arasındaki Münakaşalar, s. 102-103. TDV Yay. 1989.

4. Bkz. Talat Koçyiğit, age, s. 104. Sadık Cihan, Uydurma Hadislerin Doğuşu ve Sosyo-Politik Olaylarla İlgisi, s. 50. Etüt Yay. 1997.

5. Bkz. Sadık Cihan, age, s. 56-58, 106, 161, 178. Talat Koçyiğit, age, s. 26, 33, 104. 

6. Sonradan tevbe eden ihtiyar bir Haricî şöyle demiştir: “Dininizi kimden aldığınıza dikkat edin, çünkü biz bir şey istedik mi onu hadis şekline koyuverirdik.” (İbn Kayyım el-Cevziyye,Uydurma Hadisleri Tanıma Yolları, Tahric: Hanifi Akın, s. 55. Karınca Kitap, 2004) Öyle ki; çocuğu öğretmeninden dayak yediği için “öğreticiler” hakkında hadis uyduran kimse bile oluyordu.

7. Bkz. Ebubekir Sifil, age, s. 219-227. Abdulfettah Ebu Gudde, age, s. 47-49.

8. Kitabın Beyrut baskısı için tercüme ve tahkikte Necmettin Irmak hocamız yardım etmiştir.

9. Bkz. Sadık Cihan, age, s. 91-128.

10. Bkz. Sadık Cihan, age, s. 94. 

11. Bkz. Sadık Cihan, age, s. 117-123 ve 137-139.

12. Bkz. Sadık Cihan, age, s. 164-168.

13. Bkz. Sadık Cihan,age, s. 146-159.

14. Rudanî, Cemu’l-Fevaid, V, no: 8646, 8818, 8819, 8820, 9025, 9095, 9096.

 

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ