İtaat - rahle.org

İtaat - rahle.org

İtaat


Facebookta Paylaş
Tweetle

M.Murat BAYRAK

 

 

Takva toplumu, iman ve İslam üzere kuruludur, bu toplumun her “şey” inde dinin bir rengi bulunur. Her zerresine “Allahın boyası”nın bir tonu sinen bu toplumda ilk ve mutlak itaat mercii, Allah (cc)’tır.

 

İslam, sadece gönüllerde ve/ veya bireylerde yaşanacak bir din olarak değil; bilakis bir toplum halinde yaşanacak bir din olarak vaz’ edilmiştir.

Bu toplum —ki nihai olarak takva toplumu olması hedeflenmiştir hiyerarşik yapıya sahip bir kamu otoritesi, ince elenip sık dokunarak belirlenmiş ahlaki kurallar ve dünya ile âhiret arasında paylaştırılmış ceza ve mükâfatların oluşturduğu üçlü sacayağı üzerinde var olur ve varlığını sürdürür.

Bu toplumun' hayatiyetini salimen sürdürebilmesi için, hiyerarşik katmanda yer almayan ama “Peygamber (as)’ın vârisleri” olarak nitelendirilmiş âlimlerce yürütülen informel bir itaat mercii de mevcuttur.

Takva toplumu, iman ve İslam üzere kurulduğundan, bu toplumun her “şey”inde dinin bir rengi bulunur. Her zerresine “Allahın boyası”ndan bir tonun sindiği bu toplumda ilk ve mutlak itaat mercii, Allah (cc)’tır.

Müslüman bireyden beklenen ilk ve en üst düzeyde itaat, Allah (cc)’a itaat etmesidir. Bu, mutlak ve seçme hakkı olmayan bir itaattir. Kendi anlayışına, yaşam tarzına, düşüncesine, bakış açısına hatta yaşam ve ölüm tercihine bağlı olmaksızın, kayıtsız ve şartsız bir itaat istenmektedir.

Bir şekilde bir başka itaat mercii ile çelişki oluştuğunda tereddütsüz Allah (cc)’ye itaat etmeyi seçmesi ve başka otoriteleri red etmesi(l); direkt imana bağlı bir ameliye olarak addedilmiştir!).

Duygu ve düşünce olarak bir başka merciinin itaat mercii olabileceğine inanmak, imandan çıkmak olarak nitelendirilmektedir^). “Zaruret” hallerinde yapılan bir “itaat sapması” durumunda ise Allah (cc)’nün af edici olduğu vurgulanmaktadır.

İsteklerini, emir ve yasaklarını vahiy aracılığıyla kullarına bildirmiş olan Allah (cc), vahiy zincirini Kuran-ı Kerim ile tamamlamıştır. Böylece Allah (cc)’ye itaat etmek isteyenler, bu itaatin kapsamım açık ve net bir biçimde bulabilecekleri bir kaynağa sahip olmuşlardır.

'Bu nedenledir ki, Allah (cc)’ye itaat, zaman ve mekanla sınırlı olmaktan çıkmış ve kıyamete kadar her Müslümanın üzerine bir görev olarak yazılmıştır.

Rasulullah’a itaat, aynen Allah (cc)’ye itaatte olduğu gibi imanın bir gereğidir. Bu itaat da mutlak bir itaattir ve seçme hakkı yoktur.

Bu itaatin mutlaklığı ve seçme hakkı olmadığının en önemli delili, Kur’an-ı Kerimdeki Allah (cc)’ye itaati emreden ayetlerin hemen tamamında ilahi emrin: “Allah ve Rasulüne itaat edin” şeklinde gelmesidir. Allah (cc), kendisine itaat ile Rasulüne itaati bir tutmuş, mükafat ve cezasını da bir olarak va’detmiştir. Allah ve Rasülüne itaat etmek, biri diğerine tercih edilmeksizinmerhamet olunmanın şartı olarak bildirilmiştir(4).

Rasulullah (sav) e itaatin bir önemli boyutu daha vardır: Bu itaat, Allah (cc)’yü sevme iddiasının doğal ve olmazsa olmaz bir neticesidir(5).

Sevgiden kaynaklanması şartına bağlanan Rasul sav’e itaatin, gönülden razı olarak, hiçbir sıkıntı duymadan olması istenmektedir. Şayet, Rasul (as) m bir hükmüne itaat, bir müslüman’ın gönlüne ağır geliyorsa, o noktada çok ciddi bir imam problemin olduğu vurgulanmaktadır^).

Bir yandan imana öte yandan da Allah ve Rasulünü sevmeye bağlı olan Rasûlullah sav’e itaat konusunda Sahabe-i kiram, son derece hassas ve rikkatli davranmışlardır.

Rasulullah sav’in bedenen aramızda olmamasına rağmen, sünnetleri ve İslam Hukukuna geçmiş hükümleri, bizim itaat etmemiz için elimizde mevcut bulunmaktadır. Rasulullah sav’e ait olduğu söylenen bir emir bize ulaştığında ilk tepkimiz, “O söylemişse başımgözüm üzere” olmalıdır. Bu güzel ve ahlakî tepkiden sonra gerek duyuluyorsa gelen haberin sıhhati tetkik edilmeli, ilim ehline başvurularak doğrusu öğrenilmeye gayret edilmeli; birilerinin Rasulullah sav adına itaat mercü olmasına meydan verilmemelidir,

Allah'ın emirleri ve Rasülün sünneti, hükümlerin tesbitinde nihai otoritedirler. İslam, bu özelliğiyle diğer bütün sistemlerden ayrılır. Çünkü diğer sistemlerde nihai otorite yine insan olmaktadır.

Bir Müslümanla bir müşriği/ demokratı ayıran fark, İkincisinin kendisini mutlak olarak özgür hissetmesi, birincisinin ise mutlak otoriteyi Allah ve Rasulüne verip, Allah ve Rasulünün serbest bıraktığı konularda kendisini özgür hissetmesidir.

Alimlerin doğal itaat mercii olarak görülmeleri de bu temel farklılığın tezahürlerinden biridir: Alimlerin itaate layık olmaları, onların “Allahtan en çok korkanlarımız” olmaları ve Allah ve Rasulünün emir ve yasaklarını, yani dinin belirlediği itaat sınırlarım en iyi bilenlerimiz olmalarındandır.

Emir sahiplerine(7) itaat, yine Kuran-ı Kerimde yer alan ve bu yüzden de dini anlam taşıyan bir hüküm olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yani müslüman’ın emir sahibine itaati ile bir başkasının kendi usulünce emir sahibine itaati arasmda ciddi bir fark bulunmaktadır: müslüman için bu itaat, sadece siyasi/kültürel/askeri bir bir uygulama değil; doğru olması halinde uhrevi mükâfatı ve yanlış olması halinde uhrevi cezası olan bir eylemdir. Bir başka deyişle müslüman’ın emir sahibine itaati, Allah ve Rasülüne itaatin bir tezahürüdür ve o hassasiyetle ifa edilir. Diğerleri için ise böyle bir durum söz konusu değildir.

Emir sahiplerine itaatin iki temel şartı vardır: Emir sahiplerinin bizden müslümanolmaları ve verdikleri emirlerin Allah ve Rasulünün emirlerine ters olmaması.

Emir sahiplerinin bizden olmaları, bizim en iyimiz olmaları anlamında değildir. Küfre girmediği sürece, fısk, fücur üzere dahi olsa, emir sahiplerinin “Allah ve Rasulünün emirlerine ters olmama” şartım gerçekleyen emirlerine uymak gereklidir.

Bu emirler, bizim menfaatlerimize, anlayışlarımıza, yaklaşımlarımıza ters olabilir. Müslüman’ın yapması istenen, emir sahibinden gelen bir itaat isteğinin, kendi doğru ve yanlışlarına göre tasnif edilerek uygulamaya alınıp alınmaması değil; Allah ve Rasulünün sınırlan içinde olup olmadığım kontrol etmesi; sıçrarların içinde ise tereddütsüz o emrin gereğini yerine getirmesidir. Bu emri yerine getirirken ibadet ettiğini unatmamalı, gerekli fedakarlığı göstermeli ve ecrini başka kimseden değil, hatta emir sahibinden hiç değilyalnızca Allah(cc)’tan beklemesi gerektiğini bilmelidir.

Allah ve Rasulünün emirlerine muhalif emirler veren bir emir sahibi, red edilmeyi hak etmiş demektir. Çünkü itaat, yukarda bahsettiğimiz gibi, siyasi/ kültürel/toplumsal/askeri bir olgu değil; sevap/günah düzleminde ifa edilen bir ibadet hükmündedir ve Müslümanlar ibadetlerinde son derece hassas olmak durumundadır.

Müslüman’dan beklenen itaat bilinç ve uygulaması, bir müslüman’m ibadet hayatıyla içiçedir: namazı, orucu, haccı, infakı, sadakası, itaati,... bunların hepsi ifasıyla sevap kazandıran ve terkiyle/ reddiyle günaha götüren dini vecibelerdir.

Bu nedenledir ki, bir müslüman, Allah ve Rasulünün yolunda gitmeye devam eden ve kendisini iman takva yolunda yürüten bir emir sahibinin emirlerini red edemez, önemsemezlikten gelemez. İhmal edilebilir, yok sayılabilir bir emir olarak telakki edemez.

 

Aynı hassasiyetle, kendisini iman ve takva yolundan uzaklaştıran, Allah ve Rasulünün sınırlan dışına götüren emirlere de itaat etmesi beklenemez.

1             Müslüman’ın red anlayışı ile ilgili bkz: Rahle Dergisi, Sayı: 1

2             Bkz. 4/Nisa/59. ayeti kerimede hem iman edenlere hitap edilmekte, hem de Ahirete ciddi bir vurgu yapılmaktadır.

3             Bkz. 24/Nur/47

4             Bkz. 3/Ali İmran/132. aynca bkz: 4/Nisa/13-14

5             Bkz. 3/Ali lmran/31.

6             Bkz. 4/Nisa/65

7             Bkz. Ali Ünal, Kuranda Temel Kavramlar, Emr Maddesi

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ