DÜŞMANIMIZA ASLA MECBUR DEĞİLİZ! - rahle.org

DÜŞMANIMIZA ASLA MECBUR DEĞİLİZ! - rahle.org

DÜŞMANIMIZA ASLA MECBUR DEĞİLİZ!


Facebookta Paylaş
Tweetle

İnsanın bilinçaltını bir olaya karşıt ya da yandaş olmasından önce, o duruma ilgisi ve meşguliyeti besliyor. İslam öğretisinde şöyle temel bir kural vardır “Bir şeye karşı çıkmak için dahi olsa, kötülük ve kötülerle çok meşgul olmak kalbi karartır.” Koşulları değiştirmek, hezeyanları aşmak için öncelikle kendi gündemimize sahip çıkmak kendi koşullarımızı gözden geçirmek durumundayız. Düşmanların gündemine mecbur olmadığımızın bilinci ile hareket ederek kendi gündemimizi kendimiz belirlemek durumundayız. Yaşadığımız yenilgi ve bozgunların nedenini öncelikle kendimizde aramalı, işin en başında kendimizle hesaplaşmayı göze almalı, kendimizi içtenlikle sorgulama cesaretini göstermeliyiz. İslam’ın bir bütün olarak algılanması ve yaşanması için tüm gücümüzü seferber etmeliyiz.

Gündemimize sahip çıkalım derken buradan şu anlaşılmamalı her grup, cemaat, parti, hizip, tarikat vs gibi yapıların sadece kendi bencil gündemlerine saplanıp kalması gibi hastalıklı bir durum kastedilmemektedir. Bu da başka bir zaaf noktamızdır, ortak hedefler için dayanışmak, anlaşmak çok kolay geçekleştirilmesi gerekirken, maalesef İslam dünyası toplumlarında özelde de bizim ülkemizde bu, bir türlü yapılamamaktadır. Dar görüşlü, çıkarlar, ufuklar ve bakışlar nedeni ile ben duygusunu aşamadığımız için maalesef güçlü dayanışmalar mümkün olamıyor. Her grup, her hareket, her kişi öncelikle kendi durumunu sorgulamalı, herkes kendi durumunu gözden geçirmelidir. Kendilerini hiç bir şekilde hesaba çekmeyen, sorgulamayan vıcık, vıcık kibir akan hareketlerin yeni bir yol bulmaları hiç bir şekilde mümkün görünmüyor. Birbirimizi içtenlikle dinleme ve anlama çabası göstermeden, benmerkezcilikleri aşmadan varılacak bir yer yoktur. Kendilerini dünyanın merkezine koyan hareket ve kişilerle ortak bir yol bulmak mümkün değildir. Bazı cemaat liderleri kendi cemaat çıkarları için ümmete ihanet pahasına, büyük bir teslimiyet içerisinde, düşmanla işbirliğine girişecek kadar pervasız davranabiliyor olması ümmet dayanışmasının önündeki en büyük engeldir.

Salih bir hayat, her tür bencillikten arınmış, İslam’ın bir bütün olarak anlaşılması için tutkulu bir mücadeleye adanmış hayattır; hassasiyet ve sorumluluklarını geçmişe olmaktan çok geleceğe açık tutan bir hayattır. Olayların çekiciliğine kendimizi kaptırmadan inanç ve düşüncelerimizin bu günde etkin olduğu bilinci ile hareket etmeliyiz. Sorunlu eskileri korumak yerine yeni bir tarz, yeni bir söylem, yeni bir üslup inşa ederek, ancak yaşadığımız bu krizi aşabiliriz. Artık politik dili, akademik, seküler dili ve ufku aşmalıyız, tepkici, yüzeysel, konjonktürel ve mesafeli ilişkileri aşmalıyız; mesafeli ilişkilerle kardeşlik, dayanışma, dostluk, içtenlik, bağlılık ve mücadele asla gerçekleştirilemez.

Dünyevi tutkularımız çoğaldıkça, özgürlüklerimizi yitiriyor tüketim köleliğini aşamıyoruz, ihtiraslarımız arttıkça, İslam’ı ilgilerimiz azalıyor, ideallerimizle gerçekler arasında uçurumlar oluşmaya başlıyor. Dünyevi istek ve arzularımızın dengesini korumalı, sadeliği ve safiyeti önceleyerek, aşırılığa prim vermemeliyiz. Hayatın her alanında her koşulda ahlaki tercihler yapmalıyız. Zulümlere sessiz kalmamalı, saldırganlıklara teslim olmamalıyız, değilse tüm yeryüzünün fesada uğramasında bizim de payımız olacaktır. İnancımızın bize yüklediği sorumluluklara razı olmalıyız, bu sorumlulukları, yerine getirmek için hiçbir çabadan kaçınamayız, onurumuzu, kimliğimizi ve kişilimizi korumak için bütünsel anlamda içsel bir devrim geçekleştirmeliyiz, kedimizi inandığımız değerler için bütünüyle adamalıyız; asla koşullara göre düşünce değiştirmek, konum seçmek gibi bir duruma düşmemeliyiz.

Her durumda ölçülü, adil ve dengeli olmanın en güzel erdem olduğu bilinci ile hareket etmeliyiz, şartlar ne kadar ağır olursa olsun, mutlaka ilkesel ve ahlaki olanı tercih etmek sorumluluğumuz vardır. Bize dayatılanları seçtiğimiz andan itibaren bütün coşkumuzu, ufkumuzu ve samimiyetimizi kaybederiz. Küresel ve yerel saldırılara en iyi ilke ve değerlerimize sahip çıkarak, birlikteliklerimizi güçlü dayanışmalara dönüştürerek karşı koyabiliriz. Yarınlar için somut projelerimiz olmalı, masalımsı menkıbelerden mucizevi çözümler beklemek, yarınlarımızı bu günden heba etmektir. Koşulların dayatmasını, vakarımızı koruyarak, algımıza, kalbimize, inanç ve düşüncelerimize sahip çıkarak kendi engelimizi aşabiliriz.  

Bir durgunluk ve koyu bir belirsizlik döneminden geçiyoruz, bu belirsizliği aşmak için, kendimizi hesaba çekmeli, sıkı bir özeleştiri yapmalıyız. Sorunlarımızı yüzeyden değil, temelden ele alarak, dünyada görmek ve yaşamak istediğimiz iyilik, güzellik ve fedakârlıkları öncelikle kendi nefsimizde yaşamalıyız. İyiliği başkalarına emredip kendimizi unutmamalıyız, bu konudaki Rabbimizin emrini asla aklımızdan çıkaramayız. İslami sorumluluklarımızı yerine getirmekten kaçınmak ve mazeret üretmek, zillete kapı aralamaktır. Kendimize ait zaaflardan dolayı üstesinden gelemediğimiz işleri, hasımlarımızın arkasına gizlenerek kendimizi aklamaya çalışma kolaylığına tenezzül etmemeliyiz. Hasımlarımıza rağmen kendi değerlerimize sahip çıkabilme yürekliliğini göstermek durumundayız. Hasımlarımızın tuzaklarını bertaraf etmek ve aşmak gibi bir sorumluluğumuz var, eğer aşamıyorsak bunu düşmanın tuzaklarının gücünden çok;  kendi zaaflarımızda aramalıyız. Yani kendi engelimizi aşabilirsek hasımlarımızın tuzaklarının bizlere engel olmak yerine çoğu zaman bizi varmak istediğimiz hedeflere doğru daha da yaklaştırdığına şahit olacağız. Ama bunun olabilmesinin ön şartı kendi engelimizi aşmaktır.

Kur-an sık, sık Allah Resul’üne hitaben “onları kendi haline bırak”, “onlardan yüz çevir” gibi hitaplarla uyarıda bulunduğunu göreceğiz. Yani gündemine sahip çık, gündemini kâfirlerin belirlemesine müsaade etme, düşmanlarına asla mecbur değilsin demektedir. Bu keyfi bir durum olmaktan çok görüldüğü üzere kulluğumuzun bir gereğidir.

Bir Müslüman inandığı gibi yaşamaktan yoksun bırakılmışsa,  yaşamak zorunda kaldığı hayatın kölesi olmuştur.  İşte her yeni güne, insanca ve Müslümanca yaşayabileceğimiz bir düzen kurmak için, son bir günümüz varmış gibi başlayarak din gününe hazırlanmalıyız... Şeytan ve dostlarının, bunca güçlü, tuttuğunu kopartır gözükmesi de, onların gerçekte güçlü olduğundan değil; onların boy hedefi durumundaki Müslümanların dağınıklığından, zayıflığından, ufuksuzluğundan kaynaklanmaktadır. Değilse Rabbimiz buyuruyor ki :  “Allah’tan başkalarını veli edinenlerin durumu kendine yuva yapan örümceğin durumuna benzer. Oysa eğer bilseler, evlerin en çürüğü, hiç kuşkusuz, örümcek yuvasıdır.” (Ankebut-41)

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ