Demokratik Ad, Semud, Sodom Cumhuriyetleri - rahle.org

Demokratik Ad, Semud, Sodom Cumhuriyetleri - rahle.org

Demokratik Ad, Semud, Sodom Cumhuriyetleri


Facebookta Paylaş
Tweetle

Tevfik UĞUR

 

-Lut Kavmi, dünya tarihinin en demokrat kavmidir!-

Azaba uğrayan kavimlerin en büyük özelliği, toplumsal sözleşme yapmış gibi, günah ve şirk üzerinde birleşmeleri ve uzlaşmalarıydı. Yani bir anlamda cüzi iradeleriyle özgürlüklerini son haddine kadar aynı yönde kötülük üzerine kullanmalarıydı. Tevhidî ahlak ise toplumsal çoğunluğun sınırsız özgürlük anlayışını, çoğunluktan daha üstün ve yüce olan doğrulukla sınırlandırıp, bu sınırı günahı genelleştirerek aşan her kavmi topluca cezalandırmıştı. Çünkü Allah katında günahın en kötüsü tevbesi mümkün olmayan cumhurun yani genelin günahıydı. Helak edilen kavimlerin modern temsilcileri olan demokratik toplumların ise ilkel kavimlerden tek bir farkı varsa o da, başka topluluklara zarar vermemeleridir. Oysa Allah bir topluluğun kendine de istediği gibi davranamayacağını vahyetmiş ve kendi ahlakından topluca uzaklaşan her kavmi cezalandırmıştı.

Yaklaşık beş bin yıldır –Hz. Nuh’un çocukları dönemi– mükemmelleşmeye çalışan müşrik topluluklar, kendi iradelerini kullanarak modern demokratik topluluklara dönüşürken sadece ölçü ve tartıda hile yapmayı kötü görebilmiş, azaba neden olan puta tapıcılık homoseksüellik, kana dayalı milliyetçilik, toplu zina, faiz, içki, kumar .. vb gibi kötü amelleri insan hakkı adı altında yasallaştırarak onları demokratik özgürlük alanlarına çevirmiştir. Tarihin bilinen ilk demokratik cumhuriyetini kuran ve günümüz demokratik milletlerin ilk atası olan Nuh kavminin tek (!) günahı şirkti. Yani ne kendi bireylerine ne de başka topluluklara zararı olmayan politeist bir inancı toplumsal olarak yaşamaya çalışıyordu. Oysa şirk, içildikten sonra bardakta durduğu gibi kalmayan içki misali, sadece inançta durağan kalmayan ve toplumu maddi-manevi çürüten bir inançtı. Allah Nuh kavmine iyilik ve kötülüğü seçme iradesi verirken, onların sadece başkalarına değil, aynı zamanda kendilerine de toplu olarak zulmetlerini yasaklamıştı. Nuh kavminin ileri gelenleri kendi insanından ve toplumundan kopuk liderler değildi ya da toplumun benimsemediği ve reddettiği kuralları topluma zorla dayatan diktatörler değildi, bilakis toplumun istek ve arzuları ne idiyse, ileri gelenleri de halkla birlikte aynı istek ve arzuyu paylaşıyordu. Toplum peygamber istemiyordu liderleri de öyle, liderler tevhidi reddederken toplum da kendi içinden çıkan liderlere uymuş ve tevhidin karşısında şirki seçmişti. Nuh kavmi kendi irade ve özgürlük anlayışıyla bir başkasına zararı olmayan puta tapıcılığı seçmiş, liderleri bu inançla kendi içinden çıkmış, hep birlikte –içlerinden basit görüşlü ve aşağı olan bir kaçı hariç (Hud 27)- aralarında toplumsal mukavele yapmış gibi Hz. Nuh’a karşı çıkmış ve tevhidi reddetmişlerdi.Nuh kavminin kimseye zararı yoktu, kendi halinde özgür bir topluluktu, kendi özgür iradeleriyle şirki seçmişlerdi ama Allah tarihin bu ilk demokratik ve özgür seçimine karşı çıkmış ve insana üflediği temiz fıtratın şirkle bu yoğunlukta kirlenmesine müsaade etmeyerek onları yok etmişti.

Ad kavmi, Nuh kavminden hemen sonra gelen ve Hz. Nuh’un çocuğu Sam’ın neslinden olan ilk Sami Arap ve bilinen 2. demokrat kavimdi. Ki tarihin en güçlü ve en ileri teknolojisine sahip bir kavmiydi. Öyle ki güçlerinden dolayı kibirlendikçe ve kibirlendiler ve “kuvvet bakımından bizden daha güçlü kimmiş” (Fussilet,15) diyerek Hz. Hud’un tevhid risaletine karşı çıkmışlardı. Ad’ın yüksek sütunlar sahibi İrem Krallığı ki, şehirler içinde, onun bir benzeri yaratılmış değildi (Fecr,7-8), Sam’in ilk çocukları Lavez ve İrem’den hemen sonra, güçlendikçe yoldan çıkan ve şirke sapan bu kavim kendi özgür iradeleriyle demokratik seçimini yapmış ve kibir ve şirk üzerinde uzlaşarak özgürlüklerini Allah’ın istemediği bir yönde kullanmışlardı. Ad’ın inşaat ve savunma teknolojisi o derece ileriydi ki, bir zaman sonra hiç kimseye faydası olmayan ve sadece eğlenme amacıyla, ulaşabildikleri her tepeye bir anıt-alamet inşa edip bu civardan geçen insanlar zorla alıkoyuluyordu. Bir taraftan şirke, diğer tarafta kibre toplu olarak meyleden bu kavme Allah Hz Hud’u yollamış ve Allah’ın insanlar için seçmiş olduğu tevhid yolunu seçmelerine karşılık kurtuluşa ereceklerine vaad etmişti. Ad’ın ileri gelenleri kendi toplumlarının özgür iradeleri doğrultusunda bu teklifi reddetmiş ve Allah’ın iradesine karşı çıkmıştı. Sadece zulmedeni cezalandıran Allah Ad kavminin sadece ileri gelenleri üzerine değil tümüne azap bulutunu yollamış, bu bulut yedi gün sekiz gece onlara musallat olup ondan yağan taşlar kavmi kırıp geçirmiş ve parçalamıştı. Bu rüzgar kavmin kökünü öyle kurutmuştu ki Ad’a mensup her özgür ve demokrat insan sanki içi kof hurma kütüğüymüş gibi çarpılıp, yere yıkılmıştı (Hakka 6-8). Allah Ad kavmini tümden yok etti; çünkü orada kendi özgür iradesi karşısında Allah’ın iradesini seçen hiç kimse yoktu. Allah, kendi özgürlüğünün kurbanı olup kibir ve şirk üzerine sözleşen ve uzlaşan bir kavmi işte böyle cezalandırmıştı.

Ad’dan hemen sonra gelen ve Semud- u İrem olarak da bilinen Semud kavmini de Allah Ad gibi yeryüzünde halifeler kılmış ve onları yeryüzünde güçlü bir şekilde yerleştirmiştir ki onlardan kalan eserler ve dağ evler Medine’ye yakın Hicr bölgesinde günümüze dek yıkılmadan ayakta kalmıştır. Kendi iradesinin ve kendi başıyla yaptığı seçimin doğruluğuna inanan diğer kavimler gibi, Semud kavmi de bir müddet sonra yoldan çıkmış ve Allah’ın iradesini reddederek kendi özgürlüklerini seçmişlerdi. Atalarının başına gelen azabtan ders almak yerine o azaba sebep olan atalarının yolunu seçmiş ve Hz. Salih’e karşı çıkarak “atalarımızın köle olduğu kimselere köle olmamızı mı yasaklıyorsun” (Hud, 63) demişlerdi. Semud, Hz. Salih’i, henüz peygamberliğini ilan etmeden önce, iyiliği umulan kimse olarak biliyordu bir başka deyişle Hz. Salih’in doğru sözlü olduğu üzerine birleşmişti ama ne zamanki Hz. Salih, Semud’un şirke sapan özgür iradesine karşı çıkmaya başlamışsa, işte o andan sonra Semud da Hz. Salih’in kötü olduğu üzerine birleşmişti. Çünkü demokratik toplulukların en büyük düşmanı özgür irade ve seçimine karşı çıkan ve çoğunluğun kararına saygı duymayıp onu reddeden insanlardı ki bunlar her zaman için parmakla sayılacak kadar azınlıktaydı. Allah, Semud’un Hz. Salih’e itaat etmeyen özgür iradelerine karşı çıkmış ve onları gönderilecek azabın ayak sesleri olan deve mucizesiyle karşı karşıya bırakmıştı. Semud, tarihin en çağdaş ve ileri kavmiydi. Dağlarda ustalıkla yonttuğu evlerde, Bahçelerde ve pınarlarda, ziraatlar ve yumuşak tomurcuklu hurmalıklarda sakin, kendi içinde barışık ve mutlu bir hayat sürmekteydi (Şuara 142). Ama deveden rahatsız oldular ve onu kestiler. Kavmin ileri gelenleri çoğunluğun kararı doğrultusunda Hz. Salih’i öldürmek için tuzak kurdu ama Allah, onlar farkında olmadan, bu tuzağı geri çevirdi ve onlarla birlikte kavimlerini topluca yok etti. İşte zalimlerin boş-ıssız evleri!(1) (Neml,53). Onların çoğu yani demokratik çoğunluk inanmadılar, Allah da inanmayan bu çoğunluğu tümüyle yok etti. Hz. Salih’e uyduğu için azaptan kurtulan azınlık ise Ress bölgesine yerleşti, onlar da ataları gibi Hz. Salih’ten sonra yoldan çıkıp şirki seçtiler. Ashab-ı Ress üzerine de azap hak olmuştu.

Semud’dan sonra Hz. İbrahim zamanında yaşayan Lut kavmi ise Sodom ve Gomorra bölgesinde yaşamıştı ki bugün bile Sodom kelimesi İngilizce de doğal ve tabi olmayan fıtrata aykırı cinsel davranışları ifade eder. Arkeolojik bulgulara göre, toplum olarak o kadar organize olmuşlardı ama onların aile yaşantısına dair bir bulguya rastlanmış değildir. Tabiri caizse Lut kavmi aile yani ana-baba kurallarını da kaldırıp özgürlüğü çocuklara kadar indirgeyen, gelmiş geçmiş en demokratik topluluktu. Çocuğundan yaşlısına, gencinden kadınına herkes dilediği şekilde davranmış ve refah içinde özgür bir yaşam sürmüştü. Herkes birbirine ortaktı ve hiç kimse bir diğerine zulmetmiyordu. Kendi özgür iradeleriyle hazzı seçmiş ve kimse bu seçimden rahatsız değildi. Allah, Lut kavminin toplu olarak yaptığı bu çirkin seçime "Alemlerde, sizden önce hiç kimsenin yapmadığı hayasızlığı mı yapıyorsunuz?” reddiyle karşı çıkmış ve doğru yola erişmeleri için onlara Hz. Lut’u yollamıştı. Kavmin hayasızlığı reddedilemez bir yaşam halini almış ve kendilerine karşı çıkanı "Bunları, yurdunuzdan sürüp çıkarın, muhakkak bunlar, çokça temizlenen insanlardır." (Araf,81) demokratik kararıyla karşı çıkmışlardı. Öyle ki kendilerini helak etmek için indirilen ve erkek kılığında onlara gelen melekleri bile kendi hazlarına erişmek için kullanmaya çalışmışlardı (Hud, 78). Allah bu çirkin topluluğu Lut ailesi müstesna yerin dibine geçirmiş ve yaptıkları özgür seçimin cezasını vermişti. Lut kavmi kimseye zararı olmayan en demokratik topluluktu, kendi içinde mutlu ve zevk içinde bir hayat sürüyordu ama Allah kendi fıtratının bu derece bozulmasına müsaade etmemiş ve yeryüzünü ve bu çirkinlikten temizlemişti.

Dünya tarihinde toplu olarak yok edilen kavimlerin atası olan bu kavimlerin en büyük özelliği Allah katında en çirkin günah olan şirki ve ondan türeyen diğer günahları toplumun geneline yaymaları, Allah iradesi karşısında kendi özgür iradelerini kayıtsız seçmeleri, özgürlüklerine fazlasıyla düşkün olmaları, adaleti çoğunluğun özgürlük anlayışına indirgemeleri, sadece çoğunluğun verdiği kararı doğru olarak kabul etmeleri ve bu kararların dışında başka bir kural ve kanun tanımamalarıdır. Aynı zamanda onları doğru yola sevk etmek için gönderilen peygamberlerin toplumlarında tek ve yalnız oluşları, azınlıkta kalmaları ve günümüz demokratik topluluklarda olduğu gibi sadece çoğunluğun iradesiyle ortaya çıkan demokratik kuralları tümden reddetmeleridir. Bu tür kavimlere gönderilen elçilerin izlediği metod, ilkin çoğunluğun kararını toptan reddetme ve ardından doğruyu ikame etmeye çalışmaydı. Hiçbir peygamber toplumu doğruya eriştirmek için politikayı araç olarak kullanmadığı gibi politik davranışlara da girmedi. Hiçbir peygamber topluluğunu dönüştürmek için, kendi topluluğunun benimsemiş olduğu kural ve özgürlüklerinden faydalanmadı. Hiçbir peygamber Allah’ın hoş görmediği çoğunluğun karar ve iradesine saygı duymadı ve bu iradeye boyun eğmedi. Her peygamber Allah’ın irade ve isteğini yeryüzünde temsil etmek için mücadele etmiş ve bu mücadele doğrudan çoğunluğun iradesine karşıydı. Yine her peygamber çoğunluğun özgürlük anlayışına tümden karşı çıkmış ve bunun yerine Allah’ın adaletini savunmaktaydı. Bu bağlamda günümüzde vahye dayalı olmayan ve aklı temel alan demokratik cumhuriyetler, Allah’ın ve ona inanan muttakilerin tümden reddettiği cumhuriyetlerdir. Tevhidin adalet şubesiyle birebir çelişen demokratik toplulukların özgürlük anlayışları, adaletle sınırlandırılmadığı ve haddi korunmadığı sürece Allah’ın iradesine karşı çıkan ve haddi aşan bir anlayıştır.

Allah’ın iradesine boyun eğmek başka bir deyişle kendi özgür iradesini Allah’a teslim ettikten sonra O’nun emir ve yasaklarına uymak, görünürde, bir kölelik gibi durmaktadır. Oysa kendini fazlasıyla özgür zanneden demokratlar özgürlüğün vermiş olduğu sarhoşlukla kimin kölesi olduklarını göremeyecek kadar körleşmişlerdir. Hiçbir insan mutlak anlamda özgür olmadığı gibi, her insan mutlaka bir iradenin boyunduruğu altındadır. Sorun insanın köle olup olmaması değil, onun kime köle olduğudur. Her insan ya kendi iradesinin ya kendi dışındaki diğer insanların iradesinin ya da Allah’ın iradesinin bir kulu ve kölesidir. İlkel kavim insanları bir başka insanın kölesiydi ama günümüzün demokrat insanları artık sadece bir insanın değil içinde yaşadığı demokratik topluluğun kölesidir. Yani bir insanın değil bir sürü insanın kölesidir artık demokrat insan. Böyle bir insanın artık özgür iradesinden söz edilemez. Çünkü o, çoğunluğun vermiş olduğu emir ve yasakla hareket etmek zorunda olduğu kadar çoğunluğun kararlarına da kayıtsız kalamaz. Oysa Allah’ın iradesini seçen bir Müslüman, sadece içinde yaşadığı toplumun kararlarını değil dünyaya egemen olan bütün toplulukların kararlarına karşı çıkar ve onların tüm emirlerine başkaldıran bir insandır. Camus ve Sartre, kendi iradesini Allah’a teslim eden bir insanla karşılaşmış olsaydı, Allah’ın rızasından dolayı dünyaya özgü her şeyi boş veren ve Allah’ın iradesine uymayan her şeye başkaldıran bir anlayışa şahit olacaklardı ki savundukları nihilizm ve yoksayıcılığın amacına ve anlamına varabileceklerdi. Mutlak anlamda özgür insan ulvi bir amaç uğruna kendi iradesini teslim edip bu amaca ters olan her şeyi yok sayan insandır ki Allah yolunda can vermek bu özgürlüğün en somut halidir. Kendi eliyle bir başkasını değil ama sadece kendini kurban etmeyi seçen bir insan ulvi ve doğaötesel bir özgürlüğe kavuşmuştur.

Kötülüğün nicelik açıdan üstün olduğu ve çoğunluğun kötülükten başka bir şey doğurmadığı demokratik cumhuriyetlerde, dağıtılan özgürlükleri içselleştirmek meşru olmadığı gibi bu özgürlüğü kötülüğe karşı kullanmak da savanda su dövmektir. Türkiye gibi bir demokratik cumhuriyette yine demokrasinin doğurduğu özgürlüğü Allah’ın iradesi olan adalete yeğlemek bir Müslüman’ın kabul edemeyeceği bir davranıştır. Kötülük azınlık ama güçlü ise iyilik iyiliği temel aldığı sürece gücünü sayısal çoğunluktan alarak mücadele edebilir mi? Türkiye’nin kendine has tarihinde topluma verilen her özgürlük, kötülüğü zayıflatıyorsa bunun sebeplerini demokratik özgürlüklerde aramadan önce basiretle düşünmek gerekir. Çünkü gördüğümüz kadarıyla Ergenekon Cumhuriyeti’nin sahiplerini, demokratik özgürlüklerden ziyade Allah’ın adaleti zayıflatmaktadır ki bu adalet toplumda demokratik özgürlükmüş gibi durmaktadır. Bu durumun farkına varabilmek için demokratik çoğunluğun gözüyle değil azınlığın kalp gözüyle bakmak gerekir.

Dipnotlar

1-Bu ayetin insanın beynini ve ruhunu sarsan hakikatine vakıf olabilmek için bu gün hala ilk inşa edildiği gibi Medine’ye yakın Hicr bölgesindeki eserleri görmek lazım.

 

 

 

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ