İHLASI KURTARMAK - rahle.org

İHLASI KURTARMAK - rahle.org

İHLASI KURTARMAK


Facebookta Paylaş
Tweetle

Necmettin IRMAK

Giriş

De ki: "İşleri yönünden âhirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Hâlbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar." (1)

Her Müslümanın en hafif bir rüzgârda hemen sönecekmişçesine üzerine titremesi gereken en değerli varlığı, ihlâstır. Zira imana dair ne varsa ancak onunla anlam kazanır. Ameller ancak onunla salihlik vasfına sahip olur. Hesap günü boş çevrilmeyecek, boşa gitmeyecek ameller de işte bu amellerdir.

İhlâsın insanda kendiliğinden var olan bir öz olduğu sanılır. Yaratılış gereği insanın fıtratına yerleştirilmiş olduğu kanısıyla ihlâsa yaklaşılır. Sanki insanı/Müslümanı hiç terk etmeyecekmiş gibi davranılır. Bu hususta sanki fıtri olan vicdan ve onun tabii yansıması samimiyetle ihlas karıştırılmaktadır. Bilinmelidir ki ihlas, bir şuur hali olarak kulluğun farkına varılmasıyla ortaya çıkar. Yine bir şuur hali olarak sürekliliği sağlanır, sahih niyetlerle muhafaza edilir, salih amellerle sağlamlaştırılır. Yahut kendi haline bıraktığınızda olduğu gibi kalması bir yana, zayıflar ve yok olur. Allah Teala’ nın ‘dini Allah’a has kılarak kulluk edilmesini emretmesi’ ve ‘ihlasa erdirilmiş kullardan‘ bahsetmesi bu anlamı ortaya koymaktadır.

Bu durumda her Müslümanın, ihlasını nasıl koruyup kuvvetlendireceğini ve bunu için nelere dikkat edeceğini bilmesi gerektiği gibi hangi hallerin ve nelerin de ihlası zayıflatıp yok edeceğini bilmesi gerekir.

 

 

İhlası nasıl korur ve kuvvetlendiririz?

İhlas, kendi kendine var olup kuvvet bulamayacağına göre Müslümanın onu koruma ve kollama amacıyla şu hususlara dikkat etmesi gerekir:

 

Sahih Niyet

“Evet, gerçekten her kim tüm benliğini Allah'a teslim eder ve iyilik yapanlardan/ihsan sahiplerinden olursa, Rabbi katında mükâfatını görecektir ve böyleleri ne korkacak, ne de üzülecekler.” (2)

Niyet, hayatı amaçlı kılar; kişiyi bir gayeye binaen yaşamaya sevk eder. Esasen gayelilik, yaratılışın bizatihi kendinde de mevcuttur. İnsan boş yere yaratılmamış, kainatın Rabbi Allah’a kulluk gayesi ile kendisine emanet tevdi edilmiştir. Yaratılış gayesine az ya da çok vakıf olan her Müslüman, bu gayeyi gerçekleştirmeye matuf yapacağı her amel için sahih bir niyete gerek olduğunu bilir.

Bu anlamda İmam Gazali (r.) şöyle der: “Niyetin hakîkatini bilmeyenin niyeti nasıl doğru olabilir? İhlâsın hakîkatini bilmediği halde niyetini tashih ettiğini (düzelttiğini) zanneden kişinin niyeti nasıl hâlis olabilir veya sıdkın (doğruluğun) mânâsını bilmeyen bir muhlis, nasıl olur da nefsinden sıdk bekleyebilir? Bu bakımdan Allah'a ibadet etmek isteyen her kula düşen ilk vazife, önce niyeti öğrenmektir ki marifeti elde edebilsin. Sonra kurtuluş vesilesi olan ihlâs ve sıdkın hakîkatini anladığında onu (niyeti) amel ile doğrulasın.” (3)

İhlasın başı sahih niyettir. Niyet ise kalbin en önemli amelidir. Müslüman, kalbin amelini kirletmediği yahut kirlerden arındırdığı sürece veya her türlü karışıklığa engel olup kalbi bozukluklardan tesviye, bulanıklıklardan tasfiye ettiği müddetçe ihlas üzere olur. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.) bu hususta şöyle buyurur: “Şüphesiz vücutta bir et parçası bulunur. Eğer bu et parçası sağlam olursa bütün vücut sağlam olur ve eğer bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! Bu, kalptir.” (4)

Bir niyetin sahih olabilmesi için öncelikle kişinin tam bir rikkatle ne istediğini bilmesi gerekir. Maksadını ve gayesini yani hedefini açık ve net bir şekilde dile getirir. Kendisini bu hedefe kilitler. Bir Müslüman için gayelerin gayesi, yegane hedef, Allah’ın rızasıdır. Yapıp ettiği ne varsa sadece ve sadece alemlerin rabbi Allah içindir. O, dini yani bir bütün olarak hayatı sadece Allah’a has kılmakla emrolunduğunu bilir. (5) Şöyle der: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin rabbi olan Allah içindir.” (6)

Sonrasında Müslüman, niyetini muhafaza eder. Bilir ki niyet, yalnızca işin başında yapılan bir amel değil, o iş boyunca hazır bulundurulması gereken bir özelliğe sahiptir. Hedef ancak bu şekilde vurulur, gaye ancak bu uyanıklıkla gerçekleştirilir. Aksi taktirde iş üzerinde iken hedeften sapılır 1da farkına bile varılmaya bilir. Bunun için Müslüman yol boyunca tekrar tekrar kalbini kontrol eder, kendini muhasebeye tabi tutar. Kendini hedeften saptıracak enfüsi ve afaki pek çok unsurun bulunduğunu bilir ve unutmaz.

Allah’ın insana apaçık düşman diye tanıttığı şeytan bu unsurların başında gelir: “Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın." (7) 

 

Sahih Bilgi

(Nasıl ki) insanlar, sürüngenler ve hayvanlar türlü türlü renkler taşıyor! Kulları arasından yalnız anlama ve kavrama yeteneğine sahip olanlar/âlimler Allah'tan (hakkıyla) korkarlar, (çünkü yalnız onlar bilir ki) Allah kudret sahibidir, çok bağışlayıcıdır. (8)

Sahih bilgi, Müslümanı hayatı niçin yaşadığının farkında kılar. Bu farkındalık, ihlâsın tekâmülünde Müslümana bir şuur zemini oluşturur. İhlas ancak bu zeminde sıhhatli bir varlığa kavuşarak gelişir. Çünkü ihlas kendi kendine var olan ve varlığını da kendiliğinden sürdüren bir özelliğe sahip değildir. Sürekli üzerinde durulması ve bir zihni/kalbi ameliyeye tabi tutulması gerekir. Bu ameliye ise ancak akleden selim bir kalbin sahip olduğu sahih bilgi rehberliğinde yapılabilinir.

Kalb-i selim, sahih bilginin bileşkeleri arasında öncelikli olarak yer alır. Zira ihlasın mekanı kalptir. Bir taraftan ihlas, kalbin selameti için zaruret arzederken diğer taraftan ihlasın varlığı ve sürekliliği için selamete ulaşmış kalbe ihtiyaç vardır. Bunların her biri, diğerinin olmazsa olmazıdır.

Kuran bize fıkheden kalpten bahseder.(9) Kanaatimizce Kuran nazarında akıl, bir varlık/nesne olmaktan ziyade bir ameliye, kalbin bir ameliyesi halinde bulunmaktadır. Buna binaen bilginin işlendiği, şekil ve şemal kazandığı ve kanaatin, yakinin ve hükmün hasıl olduğu yer de kalptir. Varlığa dair her şey orada değerlendirilir.

Esasen kalbin selameti aklın da selametidir. Bilginin sahihlik vasfı ancak kalbin ve dolayısıyla bir ameliye olarak aklın da selamet vasfını kazanmasıyla elde edilebilinir. Bunun içindir ki kalbi selamete erdiren, ona hulus-i kalp olma imkanını veren ihlas ile Kitap ve sünnetin süzgecinden geçerek şekillenen sahih bilgi arasında doğrudan bir bağ vardır. Müslüman ancak sahih bilgi ile ihlasını muhasebeye çeker ve muhafaza eder. Hz. Peygamber’in (a.s.): ‘akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir.(10)’ sözü de buna işaret eder.   

Sahih bilgi, kişiye neyin ihlas olduğunu neyin olmadığını, ihlası nelerin bozup bozmadığını, koruma yollarının neler olduğunu, onu hangi tehlikelerin beklediğini, nasıl kemale erdirileceğini, ‘halis dinin’ Allah’a nasıl has kılınacağını(11), Allah’ın hangi kullarını nasıl ihlasa erdirdiğini –‘muhlasin’ kıldığını(12)-, ihlasın kırılma noktalarını öğretir. Aynı zamanda şeytan gibi ihlasın düşmanlarını da bize sahih bilgi tanıtır. Bu düşmanların nasıl tuzaklar kurduğunu, bu tuzaklara karşı Müslümanı ancak ihlasının koruyacağını(13), bunu için de bu düşmanların esas hedeflerinin Müslümanın ihlası olduğunu da bize sahih bilgi öğretir.

 

Salih Amel

“Mü'min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”(14)

İhlas, amel olmadan kuru bir iddianın ötesine geçemez. Allah bizden ihlas sahibi-muhlis olmamızı isterken aynı zamanda dini de kendisine has kılmamızı emreder(15). Dinin Allah’a has kılınması ise bütünüyle hayatın Allah’ın iradesine teslim edilmesidir. Bir başka ifadeyle bütün bir hayatın sadece Allah için yaşanması ve sadece O’nun rızasının gözetilmesidir.

Şüphesiz bir ameli salih kılan öncelikli husus sahih niyettir. Amelin ne için işlendiği, kimin memnun edilmesinin gözetildiği, gayenin ne olduğu hususları salih amel için cevapları doğru verilmesi gereken sorulardır. Ancak yine bir amelin salihlik vasfını taşıması için onun Kuran ve sünnete uygunluğu da zorunludur. Hiç kimse: ‘benim niyetim halis’ diyerek heva ve hevesine göre iş işleyemez. Zira Allah kalplere baktığı kadar amellere de bakar(16).

Ölçülerini Kuran’ın ve sünnetin belirlemediği, Kitab’ın ve sünnetin maksadı, illeti ve hikmeti ile örtüşmeyen ameller, uydurma/bidat amellerdir. Sahibini sapıklığa götürür. Sapıklık ise ateştedir(17).

Salih amel, ihlasın hem isbatı ve hem de koruyucusudur. Müslüman ancak salih amelleri ile ihlasını kemale erdirir. İhlasın zayıfladığı yahut kaybolduğu hallerde bile amelini terk etmez, edemez. Zayıflayan ihlası kuvvetlendirmek ve yok olmaya yüz tutan ihlası ise var kılmak için salih amelden başka çözüm yolu yoktur. Haddizatında ihlası mazeret kılarak ameli terk etmek şeytanın hilesinden başka bir şey de değildir.

 

Dipnotlar

1 - 18 Kehf, 103-104

2 - 2 Bakara, 112

3 - (İhya, niyet ve ihlas bahsi)

4 - Buhârî, Îmân 39

5 - 100 Beyyine, 5

6 - 6 En’ am, 162

7 - 7 Araf, 16-17

8 - 35 Fatır, 28

9 – 7 Araf, 179

10 - Tirmizî, Birr 55

11 - 39 Zümer, 3

12 - 37 Saffat, 40

13 - 15 Hıcr, 40

14 – 4 Nisa, 124

15 - 100 Beyyine, 5

16 - Müslim, Birr 33.

17 - Müslim, Cum’a 43

 

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ