SILA-İ RAHİM - rahle.org

SILA-İ RAHİM - rahle.org

SILA-İ RAHİM


Facebookta Paylaş
Tweetle



Metin Çelebi

İslam toplumunu ayakta tutan, toplumun canlı ve aktif olmasını sağlayan temel etkenlerden biri de, nas'larımızın, genelde tüm insanlarla, özelde de akrabalarla yakın ilişki kurmaya teşvik edici olmasıdır. Bu teşvik sebebiyledir ki, Batının aksine islami cemiyetlerde, müslüman kardeşini kendine tercih etme, kendin için istedi­ğini kardeşin için de istemeyi imanın gereği olarak anlama, nemelazımcı olmama, düşene bir tekmede ben vurayım anlayışı taşımama bilakis, darda ve rahatlıkta olan herkesin elinden tutma, sıkıntıları ve güzellikleR paylaşma anlayışı vardır. Ba­tı geleneğinde ise, bunun tam tersi olarak fertlerin şahsiyet kazanımı ve hayatta tek başına kalabilme yeteneğinin kazandırılması uğruna, tüm sorunlarını kendisi halletsin anlayışı ve bu anlayışın zorunlu kıldığı ferdiyetçi bir hayat tarzı vardır. Be­lirli bir yaştan sonra çoğunlukla herkes, en yakın akrabası bile olsa başkasının der­di ve meseleleriyle asla ilgilenmez. İlgilenmeyi onun kişiliğine ve özgürlüğüne mü­dahale olarak algılar. Bu sebeple müslüman toplumların aksine, özellikle modernizmin dinamitlediği batı kültürüne yozlaşmış, ruhsuz, sıkıcı, bunaltıcı ve gösterişli bir ilişki biçimi hakimdir.

Oysa İslam, insanlarla ve özellikle akrabalarla olacak ilişki biçimini ve derecesi­ni şekillendinrken sadece soğuk ve soyut bir ilişki değil, bunu canlı ve rahmani/ila- hi bir kıvama sokmuş ve bu tarz bir ilişkiyi emretmiştir. Akrabalarla olacak bu iliş­ki biçimini de ‘SILA-I RAHİM’ gibi bir kavramla belirli bir düzene koymuştur.

Sıla-i rahim, yakınlar ve akrabalar arasındaki ziyaretleşme ve güzel ilişki demek­tir. Bunda akrabalara gidip gelme, hal hatır sorma, maddi ve manevi yardımda bu­lunma, gönülleri hoş tutma anlamları vardır.

‘Sıla’ kelime olarak bir şeye ulaşmak, varmak, kavuşmak demektir

‘Rahim’ ise Allah'ın isimlerinden bir isim olup rahmetten gelir ve acımak, mer­hamet etmek, şefkat etmek, korumak yumuşaklıkla lütufta bulunmak anlamların­dadır.

Yine annelerin ‘döl yatağına da' ‘ana rahmi’ denilmektedir. Bu isim, çocuğun şekillenmesinde, büyümesinde, korunmasında ve bir bebek olarak doğmasında, döl yatağının merhametini ve koruyuculuğunu ortaya koyar.

 

Sıla-i rahim, aynı rahimden gelenler veya aynı rahme yakın olanlar arasındaki kuvvetli bağdır. Yakınlara gösterilmesi gereken merhamet, şefkat ve ilgi bağıdır.

Bu bağın sağlamlılık derecesi, rahim olarak en yakınımız olan anne babamız­dan başlar, erkek ve kız kardeş, dede, nine, amca, teyze, dayı gibi silsile ile uzağa doğru gider

"Allah'a ibadet edin ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Anne, babaya, iyilik edin. Akrabaya, yetimlere        iyilik edin." (4/36)

"Biz insana anne ve babasına güzel davranmasını emrettik. Eğer onlar, ilahi ol­duğuna dair hiçbir delil bulunmayan birşeyi bana ortak koşman için seni zorlaya­cak olurlarsa onlara itaat etme       " (29/8)

"Rabbin şunları kat’i termen buyurdu: Ondan başkasına ibadet etmeyin! Ebe­veyne [ana babaya] güzellik edin; ya birisi yahut ikisi de yanında ihtiyarlık haline gelirse, sakın onlara üff deme ve onları azarlama, ikisine de ikramlı söz söyle, iki­sine de merhametten döşenerek kanat indir [onlara kucak aç] ve de ki: 'Rabbim! İkisine de merhamet buyur, beni küçükken terbiye ettikleri gibi!' (17/23-24). 31/14,4/1.

Görüldüğü gibi bu ayetlerde temel vurgu, Allah (cc)’a şirk içermeyen sahih bir imanın emredilmesinin hemen akabinde, başta anne ve baba olmak üzere ya­kın akrabalarla iyi ve güzel geçinmenin, onlarla ilişkiyi kesmemenin zorunluluğu­na yapılmıştır. Efendimiz (sav), bu görevimizi "Allah'ın kulları üzerinde ki Hakkı" di­ye ifade etmiştir. Evlatlık görevinin, kulluk görevinin hemen peşinde zikredilmesi bu ilişkinin dikkatle devam ettirilmesini belirtir.

Anne, babanın binbir zahmet, çile, meşakkat, fedakarlık ve korumayla (özel­likle annenin hamilelik ve emzirme zorluğuyla, 31/14) büyüttüğü evladının, son­radan onlara karşı takınacağı edep ve ilişki biçimi en çarpıcı vurguyla yapılıyor. (17/23-24). ‘Of bile deme, azarlama, saygıyla hitabet, tevazu göster, dua et'. Hz İbrahim (as)’ın putperest babasına ‘Ey babacığım', Yakup ve İbrahim (as)’ın oğul­larına ‘Ey yavrucuğum’ diyerek en ince ve latif hitap kelimelerini kullandıklarını ve nezaketle muamelede bulunduklarını görüyoruz ve biz buradan özellikle yakın çevreyle olan ilişkilerde ve konuşmalarda aynı inceliğin tüm müslümanlar tarafın­dan yapılmasının gerekliliğini anlıyoruz.

"Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de

 

Cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun." diye ağır dua eden Efendimiz (sav), onlara karşı gelmenin, eziyet etmenin, gönüllerini kır­manın, bakımlarını yapmamanın, ihtiyaçlarını gidermemenin ne kadar büyük bir fa­cia olduğunu belirtiyor. Böyle bir kimse ana-baba veya onlardan birisine şefkat ve merhamet göstermediği, elindeki imkanlarını onlarla paylaşmadığı için Allah’ın (cc) rahmetini kaybetmiş, sonuç itibariyle zillete ve sıkıntıya düşmeyi, perişan olup git­meyi hak etmiştir,

Anne, baba müşrik bile olsalar Allah'a isyan olan emir ve yasaklarının dışında onlara karşı gelmemek, iyi ve güzel muamele etmek, her türlü meşru ihtiyaçlarını nezaketle karşılamak gerekmektedir (31/14-15). Efendimizin zevcelerinden olan Esmaya (ra) müşrik olan annesi ziyaret amacıyla geldiğinde, Esma annemiz onu içeriye alıp almama hususunda tereddüt etti ve Efendimize (sav) sordu. O' da (sav): "İçeriye al ve ikram et." buyurdu.

Bir adam, Rasulullah'a (as) gelerek: "Ey Allah'ın rasulü! Kendisine iyi davranılması gereken kimdir? diye sordu. Rasulullah (as) da: "Anan, sonra anan, sonra anan, sonra baban, sonra da en yakın akrabandır." buyurdu.

Bazı alimler, kendilerine iyilik yapma ve iyi davranma hususunda anne ile ba­ba arasında fark bulunmadığını söylemişlerse de, bazıları da babaya kıyasla anne­nin çocuğu karnında taşıma, doğurma ve emzirme gibi sıkıntıları sebebiyle baba­ya nispetle üç misli daha fazla hak ettiğini belirtmişlerdir.

Cihada anne ve babasından izinsiz katılan bazı sahabelere Efendimiz’in (as): "Sevap kazanmak istiyorsan dön, anne babana hizmet et." demesi veya "Hangi amel daha faziletlidir?" diye sorulduğunda, "Vaktinde kılınan namazdır" dedikten sonra "anne, babana iyilik ve itaat, yakın akrabalara iyilik" diye cevap vermesi, işin, müslümanın bakışı, davranışı ve edebi açısından kesinlikle göz ardı edilmemesi, basite alınmaması gerektiğini gösteriyor.

Ayet ve hadislerde anne, babaya iyiliğin hemen akabinden yakınlık derecesine göre akraba (rahim olarak yakın) olanlara iyilik ve güzel muamele emrediliyor.

Buhari'nin rivayetine göre Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:

"Ey akrabalık bağı, seni gözeteni gözetirim. Seninle ilgiyi kesenden ben de ke­serim." Birbirine nikah düşmeyecek kadar yakın olanların, hatta bir görüşe göre kan bağıyla bağlı olanların akrabalık bağını devam ettirmeleri farz, ilişkinin kesilme­si günahtır. Günah boyutuyla fertleri ilgilendirse de toplumsal anlamda İslam top­lumu için parçalanma ve yıkımdır.

 

"Amma Allah'ın ahdini misak ile tevsik ettikten sonra nakzedenler ve Allah’ın rabtedilmesini emrettiği rabıtaları (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünü fesada verenler, işte bunlar, lanet onlara ve yurdun kötüsü onlara!" (13/25). 47/22-23

Akrabalık bağlarını gözetmeyi bizzat Rabb'imiz emrettiğinden müslüman kişi, bu ilişkiyi keyfine göre kesme hakkına sahip değildir.

"Akrabalık bağını kesen kimse Cennete giremez" buyuran Efendimiz (sav), ak­rabanın önemini ve akrabalık bağlarının yaşatılması ve kuvvetlendirilmesi gerekti­ğini çarpıcı bir ifadeyle dile getiriyor. Diğer bir hadiste de:

"Ahirette cezasını ayrıca vermekle beraber dünyada Allah Teala'nın çabucak cezalandırmasını en fazla hak eden günahlar, zulüm ve akrabasını ihmal etmek­tir." buyruluyor.

Akraba ziyaretlerini yapan ve onların haklarını sürekli gözeten kimseler ‘ben ziyaretimi yapıyorum, ama onlar gelmiyorlar' diye akrabalarıyla ilişkisini kesmesi kat’iyyen doğru bir ahlak değildir. Bilakis her şeye rağmen ilişkisini devam ettirme­si doğru olan ve tavsiye edilen bir ahlaktır.

Ebu Hureyre (r.a)'dan rivayet edildiğine göre bir adam:

"-Ya Rasulallah! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlarsa bana kaba davranıyorlar, dedi. Bunun üzerine Rasulü Ekrem (sav) şöyle buyurdu:

-Eğer dediğin gibiysen, onlara sıcak kül yutturmuş oluyorsun. Sen böyle dav­randıkça Allah'ın yardımı seninledir."

Yine Abdullah Ibni Amr ibn As'dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

"Akrabasının yaptığı iyiliğe aynısıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sa­yılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara iyilik yapmaya devam edendir."

Karşılık beklemeden iyilik etmek ve kötülük edene iyilik etmek en değerli iyi­liktir.

Zira:

İyiliğe iyilik her kişinin karıdır

Kötülüğe iyilik ise er kişinin karıdır.

Er kişinin kan olduğu için de kötülük edene iyilik edenler pek azdır. Kötülüklere ve kabalıklara aynı şekilde cevap verenler, kaba dedikleri kimselerden farklı olmadıklarını göstermiş olurlar. Halbuki Rabb'imiz bizden farklı davranış bekledi­ğini şöyle belirtiyor

"iyilikle kötülük bir olmaz. Sen fenalığı en iyi şekilde sav. O zaman göreceksin ki seninle arasında düşmanlık bulunan kişi yakın bir dost gibi olur. Bu ancak sab­redenlere vergidir. Ve bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir" (41/34-35)

Yukarıda okunduğu gibi ve burada zikredilmeyen daha birçok ayet ve hadis­lerde sıla-i rahimin önemine dikkat çekici vurgular yapılmış ve hatta bazı hadisler­de, Allah'a şirk koşmadan sonra en büyük günah olarak anne-babaya güzel dav­ranmamak zikredilmiştir. Bu açıdan alimler sıla-i rahim yapmanın vacip olduğunu belirtmişlerdir.

Sıla-i rahim, akrabalara maddi, manevi ve bedeni yardımda bulunmayı, ziyaret etmeyi, selam vermeyi, hal-hatır sormayı, güler yüzlü olmayı, büyükler hakkında hayır düşünmeyi ve onlara saygılı davranmayı kapsar.

Akrabalar, birbirlerine yakın mekanlarda yaşıyorlarsa elbette sıla-i rahim kolay olur. Uzakta bulunuyorlarsa seyrekte olsa ve özellikle bayramlar gibi özel fırsat­larda ziyaretler yapılmalı, telefon, mektup, mesaj ve diğer araçlarla hal, hatır so­rulmalı, hediyeler gönderilmeli veya verilmelidir.

Metropol ve modernizmin getirdiği veya dikta ettiği egoist ve soğuk hayat an­layışı, insani ilişkilerin ve akrabalık bağlarının yok denecek kadar zayıflamasına se­bep olmuştur. Bu anlayıştan en az etkilenen Müslümanlar olsa da, bu onların ha­yatı yaşama ve anlamlandırmaları açısından büyük kayıplarına neden olmuştur.

Bu nedenle; bu kayıpların telafisi, güzel ve sağlıklı ilişkilerin kurulması, davetin ve hayrın götürülmesi ancak, bir an önce onları ziyaret etmekle, kucaklamakla ve sıcak bir ilgi göstermekle mümkün olacaktır.

Akrabalarla ilişkiyi kesenleri tehdit eden Allah rasulü (sav), sıkı ve güzel ilişki ku­rup devam ettirenleri de müjdelemektedir.

"Rızkının çoğalmasını, ömrünüm uzamasını isteyen kimse akrabasını kollayıp gözetsin."    

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ