SÜNNETİN VAHİY İLE İLİŞKİSİ - rahle.org

SÜNNETİN VAHİY İLE İLİŞKİSİ - rahle.org

SÜNNETİN VAHİY İLE İLİŞKİSİ


Facebookta Paylaş
Tweetle



İsmail Yılmaz

Geçmişten günümüze üzerinde tartışılan konulardan biri sünnetin kaynağı meselesidir. Bu tartışmalar müstakil çalışmalara konu olmuştur.

Bu tartışma, sünnet denilince Hz. Peygamber (s.a)’e izafe edilen veya ondan sadir olan söz, fiil ve takrirler olarak anlaşılan sünnet tarifi çerçevesindedir. Sahabe hatta bazılarına göre tabiin söz, fiil ve takrirleri buna dahil değildir. Çünkü tartışmanın konusu , Hz. Peygamber ( s.a )' in sünnetinin kaynağının niteliği ile ilgilidir. Sünnet vahiy ürünümüdür , vahiy ürünü değil midir ? Ayrıca Rasulüllah'a Kuran dışında vahiyler geliyor muydu ? Geliyorduysa bunun delilleri nelerdir ?

Sünnetin vahiy ürünü olup olmadığı konusuna girmeden, Resulüllah (s.a)' ın Kuran dışında vahiy aldığını gösteren birkaç misal vermekte fayda vardır.

Her şeyden önce her hangi bir peygamberin, peygamber olması için kitap getirmesi (vahyi metluv) şart değildir. Nitekim nice peygamberler gelmiştir ki kitap getirmemişlerdir. Nuh, Salih, Zekeriyya. Yahya, İsmail v.b gibi. İnsanlar bu mübarek zevata iman etme ve itaat emri almışlardı. Bizzat kitap getiren peygam­berlere de daha ilk günden itibaren vahy-i metluv (okunan vahiy) inmesi şart değildir. Örneğin, Hz. Musa'ya Tevrat’ın inişi, ancak Fir'avn'ın boğulmasından sonra Israiloğullarını yanına alıp Tur Dağının eteğine ulaşmasından sonra başladı. Mısırda ikameti sırasında kendisine hiçbir kitap inmedi. Ancak buna rağmen Fir'avn ve her mısırlı vatandaş Allah tarafından olduğunu ifade ederek anlattığı şeylere iman etmeye hazırdı ve zaten öyle yapıyordu. Hatta Fir'avn, Hz. Musa'nın emir ve talimatına iman etmediğinden dolayıdır ki, ordusuyla birlikte boğuldu gitti.

Peygamberimizde Kur'an’la beraber fakat Kur’an olmayan vahiyler alıyordu, örnek olarak şunları zikredebiliriz.


I-                                          Mescid-i Haram'ın kıble yapılmasından önce -Hz. Peygamber (a.s) ve ashabı belli bir müddet Mescid-i Aksa’ya yönelerek namaz kılıyorlardı. Herkesin bildiği gibi Allah Rasulü (s.a)’in gönlü Mescid-i Haram’a yönelip namaz kılmaktı. Fakat O Mescid-i Aksa’ya yönelerek namaz kılıyordu. Tâki kıble ayeti nazil olana kadar, öyle ki bu ayetlş. Allah Teala kıblenin değiştirilmesi ile ilgili emri verirken, daha önceki kıblenin de kendisi tarafından tayın edildiğini tasdik etti.Nevar ki, ilk kıbleye yönelerek namaz kılınmasıyla" ilgili ilk emre Kur’an-ı Ker- im’dş> rastlanmamaktadır.

Bir diğer misal, Peygamber (s.a) mübarek eşlerinden birine bir sır verir, o da sim başkalarına anlatır. Rasulüllah (a.s) bunun üzerine eşine serzenişte bulunur. Eşi, Rasulüllah (a.s)’a bundan nasıl haberdar olduğunu sorar. Rasulüllah (a.s)’da

*                                                                                                                                                                                                                                                                                    i'

bunu kendisine, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah’ın haber verdiğini söyler. Bu olay Tahrim süresi 3. ayette geçmektedir.

Şimdi soru şu. Yüce Allah (c.c), Peygamberine (a.s) sır olarak söylediği sözü eşinin başkalarına anlattığını bildirdiği ayet Kur’an-ı Kerim’in neresindedir?

Bir diğer misal. Müslümanlarla Beni Nadir arasında anlaşma yapılmıştı. Beni Nadir sürekli olarak anlaşmaya aykırı hareket etmekteydi. Bunu üzerine Rasulüllah(a.s) Medine çevresindeki yerleşim yerlerine hücum eder. Hücumların kolay olması için Müslümanlar, etraftaki ağaçlan keserler. Muhalifler bu olayı fırsat bil­erek Müslümanlar aleyhine propaganda yaparlar, müslümanların fitne ve fesat yapmaya çalıştıkları yönündeki suçlamalarını yoğunlaştırırlar. Buna cevap olarak Allah Teala şöyle der. "Kestiğiniz her hurma ağacı veya kökleri üstünde dikili bıraktığınız her ağaç Allah’ın izni iledir". (Haşr,5)

Şimdi böyle bir iznin verildiğini Kuranda görememekteyiz. Bütün bunlar ve benzeri durumlar Rasulüllah’ın (a.s) Kur’an dişindi da vahiyler aldığını göstermek­tedir.

Şimdi sorun şu: Peygamber (a.s)’ın yaptığı, söylediği ve takrir ettiği her şey vahiy mahsulümüdür, yoksa değil midir? *

Bu konuda müslüman alimler üç kısma yakmaktadırlar.                                                                                            

I - Sünnet vahiy mahsûlüdür diyenlerin görüşleri.                                                                                                           


 

2- Sünnet vahiy mahsülü değildir diyenlerin görüşleri 

3- Sünnetin bir kısmı vahiy mahsûlüdür, diğer bir kısmı değildir diyenlerin görüşleri.

Sünnetin vahiy mahsülü olduğunu söyleyenlerin görüşleri:

Bu görüşe göne,sünnet de Allah'ın (c.c) Hz. Peygambere (as) indirdiği bir çeşit vahiydir. Fakat bu vahiy Kur'an’dan farklıdır.Bu farklılığı ifade için vahyi metluv (okunan vahiy: Kuran) vahyi gayri metluv: okunmayan vahiy: sünnet) ayınmı yapılmıştır.

Aralarındaki fark

Okunan vahiy

1-             Hz Peygambere uyanıkken gelmiştir.

2-            Okunmasıyla; gerek namazda gerekse Namaz dışında, ibadet edilir.

3-                 Yalnız manasıyla rivayeti caiz değildir.

4-                 Hiçbir değişiklik kabul etmez.

5-                 Her harfinin okunmasında on sevap vardır.

6-                 Ayet ve sürelere aynlımıştır.

7-                 Lafei ve manası Allah’a aittir.

8-                 Aciz bırakan bir özelliğe sahiptir.

Okunmayan vahiy

1 - Uykuda, uyanıkken, melekli, meleksiz her türlü vahiy şekliyle gelmiştir.

2-         Okunarak ibadet edilmez.

3-         Manayı iyi anlayanlann manasıyla rivayeti caizdir.

4-          Manası Allah tarafından vahyedilmiştir.

Sözleri Rasulüllah'a aittir.

5-         Kur’an için zikredilen özellikler burada aranmaz.

 

 

Bunun delillerini şöyle sıralarlar.

1-                                 O heva ve hevesinden konuşmamaktadır, o,ancak vahyedilen bir vahiydir. ( Necm.3.4) ayeti sünnetin vahiy mahsülü olduğunun işaretidir.

2-                "Allah sana kitap ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. (Nisa, 112) ayette açık bir şekilde Hz. Peygamber’e hikmetin verildiğinden bahsedilmektedir.Burada ki hikmetten maksat sünnettir. Nitekim Hz. Peygamber (as) bir hadisinde "Bana Kurban ve onun bir misli verildi, buyurmuştur.

3-                                      Hz. Peygamberin zaman zaman bir takım olaylar sırasında veya kendisine sorulan sorular sırasında (ıfk olayında olduğu gibi) vahiy beklemesi.

4-               "İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için sana bu zikri indirdik. (Nahl,44) ayette geçen zikirden maksat Kur'an’ıaçıklama görevi kendisine verilen Hz. Peygamberin sünnetidir.

Sünnetin vahiy mahsülü olduğunu gösteren deliller oldukça çoktur, biz konuyu uzatmamak için bunlarla yetiniyoruz.Bu ekolun savunuculannın başında şu isimler gelmektedir; İmam Şafii, Ibn Hibban, Ibn Hazm, İmam Gazali.

Sünnetin vahiy mahsülü olmadığını söyleyenler:

Bu fikrin sahibi kimseler (Mu tezile kelam alimleri) çok defa açık konuşmamak­tadırlar. Sünnetin vahiy ile ilgisini reddettikleri halde, bazı durumlarda bu görüşlerinin aksi kanaatlar izhar etmektedirler. Aynca onların izahta güçlük çektik­leri Necm süresi 3 ve 4 nolu ayetleri onların karşılarına çıkan en büyük engel olmaktadır.

Sünnetin bir kısmının vahiy mahsûlüdür ve bir kısmı değildir diyenlerin görüşü.

Eldeki akli ve nakli deliller, sünnetin tamamının vahye dayandığını ispatlamıyorsa da tümünün de ictihad ürünü olduğunu ortaya koymamaktadır. Sünnette beşeri unsur olduğu gibi vahiy unsuru da

Vardır. Vahiy mahsülü olanlar. Celi ve Hafi diye iki kısma ayrılmaktadır. Celi olan vahye, Cebrail’in Peygambere (a.s) imam olarak namaz kıldırması ve vakit­lerini öğretmesi örnek olarak gösterilirken, Hafi olarak gelenler de ilham yoluyla gelenler - ki sorulan bir soru karşısında Peygamberin (a.s) bir müddet sukut dur­ması ve sonra cevap vermesi bu türdendir- ve uykuda gelenler şeklinde bir tak­sime tabi tutulmaktadır.


Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ