KIYAME SURESİ: 22-23 - rahle.org

KIYAME SURESİ: 22-23 - rahle.org

KIYAME SURESİ: 22-23


Facebookta Paylaş
Tweetle

Murat BAYRAK

 

Vech: yüz; çoğulu: vücuh: yüzler..

Yüz: Zat-ı akdesin bizzat kendi zatını ifade etmek için seçtiği kelime. (Bkz: Kasas/88; Rahman/27)

Yüz: zat-ı akdesin kendi rızasını ifade etmek için seçtiği Kur’an ifadesi. (Bkz: Rum/38-39; İnsan/9)

Yüz: Allah Tealanın yarattığı her biz canlılar için özel olarak tasvir ve tesviye ettiği, özelliğini ve tekliğini ifade eden, semi, basar, kelam gibi sıfat-ı ilahiyelerin varlıkla buluştuğu uzvu..

Ve özelde insana gelince yüz; hem kişiliğin tecelli mekânı, hem ruhun dışarıdan görünen ayinesi,  hem vahidiyyet hem de ehadiyyet mührünün makamı, hem insana bahşedilmiş sevgi, korku, endişe, heyecan, sevinç, üzüntü gibi melekelerin arz âlemi,  5 duyudan dördünün annesi…

Gönlümüzün ayinesidir yüzümüz; ferahlığımız yüzümüze yansır, sıkıntımız yüzümüzde görünür; sevincimiz yüzümüzde parıldar,  hüznümüz yüzümüzde gölgelenir. 

Yüzümüzden anlaşılır, derin düşüncelere dalmışlığımız; yüzümüzde kendini gösterir, bir güzelliğe veya bir vak’aya hayran kalmışlığımız.

Her türlü maskeyi yüzümüze takar, yüzümüzle saklarız kendimizi. 

İyilik veya kötülük, güzellik veya çirkinlik, hilekarlık veya özü temizlik, saflık veya hinlik.. her türlü maskeyi taşımaya kabiliyetlidir, yüz.. Takanın ustalığına göre arkasındaki asıl yüzü gizleyip bir başka yüz olarak görünebilir.

Bir başka ifadeyle ne olduğunuza göre değil ne olarak görünmek istediğinize göre gösterir, sahibini.. 

Ve hepsinin verasında arif bakışına sırlarımızı açandır yüzümüz. 

Gözleriyle, kaşlarıyla, dudaklarıyla, burnuyla, çizgileriyle, kıvrımlarıyla herkese sahibinin istediği suretle görünür de arif bir bakışa gelince sahibinin asıl sîretini gösteriverir; karakteri gün gibi görünür, kişiliği güzünde güneş gibi parlar.

Günün aydınlığında veya gecenin karanlığında nelerle meşgul olduğunu ilan ediverir; söylediğinin arkasında taşıdığı niyetleri açıklayıverir. Hissiyatını, sahtekarlığını; müminliğini, münafıklığını açıkça beyan eder.  

Çünkü yüz esasında bedenin bir uzvu olmanın çok ötesinde ruhun bir uzvudur. (Bu manada Resulullah Efendimizin kıble ile ilgili yüzünün dua dua göğe çevrilmesi ve sonra da namazlarda yüzünün Kabe’ye çevrilmesi hadisesi tahlil edilebilir.)

Bütün bir hayatı sanki yüzüne nakşedilir insanın. Önceledikleri ve erteledikleri, önemsedikleri ve değersiz kabul ettikleri, yaptıkları ve yapmadıkları sanki birer birer alnının çatına yazılır.

Normalde görünmez, orada ne yazdığı. Aynen alınyazısı da dediğimiz, anne karnında iken yazılan kader yazılarının görünmediği gibi. 

Ama bir gün gelir ki, o hayatın bütün hakikatleri o yüzde tecelli eder:

“Nice yüzler o gün ter-ü tazedir; ışılar, parlar.”

Dünyadaki hayatında önceliklerini ve erteleyeceklerini doğru seçmiştir. Hayatına yön verecek değerlere dikkat etmiştir. 

İnancını doğru inanmış; bu inancın düşüncesine aksi olan anlayışlarında hassas olmuştur. Anlayışları amele dökerken kılı kırk yarmış; her amelini tartarak ifa etmiştir.  

Kendisine verilen ömür sermayesini dikkatle harcamış, yatırımlarını doğru alanlara yapmaya özen göstermiştir. Herkesin “yakın olanı” tercih ettiği ortamlarda o “uzak olana” yatırım yapmıştır. Diğerleri dünya peşinde koşarken o, anlaşılmasa da, hor ve hakir görünse de ahiret demiştir. (Bkz. Rahle Dergisi, Sayı: 52, Kıyame Suresi: 20-21 başlıklı yazı)

Ve bunların doğal neticesi olarak dünyadaki hayatı, eskilerin ifadesiyle “cem’an yekûn”, güncel ifadesiyle dip toplamda artı bakiye ile sonlanmıştır. Sevapları, günahlarına galip gelmiştir. 

Dünyada iken üzülmüştü, belki de. Onu anlamayan, halinden anlamayan, inancından anlamayan insanlar onu üzmüşlerdi.

Nuh aleyhisselam’ı, İbrahim aleyhisselam’ı, Musa aleyhisselam’ı, İsa aleyhisselam’ı ve Muhammed Mustafa aleyhisselam’ı anlamayanlar, onların yolundan gidenleri de anlamayacaklardı elbet. Anlamayacaklar ve o kutlu elçileri üzdükleri gibi onların yolundan gidenleri de üzeceklerdi.

Adları Ahmet, Mehmet olacak; dinleri İslam olacaktı ama hayatları Muhammedi bir hayat olmayacak; “ben de kendi halimce Muhammedim” diyen Peygamber yürekli, Kabe gönüllü müminleri anlamayacaklardı.

Ama o gün üzülme vaktinin bittiği; üzüntülerin de çok kıymetli birer mücevher olarak kendisine takdim edildiği birgündü.

Sanki Mevlası şöyle diyordu: benim için üzülmüştün de yüzüne hüzün çökmüş, gözlerin ağlamıştı. Şimdi gül ki yüzünde o hüzünle yüzünde sevinç parıltılarıyla parlasın.”

“Nice yüzler o gün ter-ü tazedir; ışılar, parlar.”

Ve bir büyük mükafat verilecektir..

“Rabbin Sana verecek de verecek; o kadar ki Sen bu verilenlerden razı olacaksın” sırrı tecelli etmiştir. 

Bırakın bu dünyadaki bütün mükâfatları; ahiretin bütün mükâfatlarından da büyük bir mükâfat verilecektir: “Rablerine bakmakta, O’nu görmektedirler.”

Nasıl sevinmesinler, ter-ü taze bir sevinç içinde olmasınlar..

Nasıl mutlu olmasınlar, gözlerinin içi gülmesin..

Yüzlerinde hep endişe vardı. Ahirette olacaklarından, başlarına neler geleceğinden endişe ediyorlardı.

Yüzlerinde hep keder vardı. İnsanlar onları anlamıyor, anlattıklarına ehemmiyet vermiyorlardı.

Yüzlerinde hüzün vardı. Allah’ı bilmeyen, Rasulullah’ı tanımayan insanlar için dertleniyorlardı.

Ve şimdi bunları karşılığı zamanıydı.

“İki korkuyu bir arada vermem; iki emniyeti de bir arada vermem” diyerek tercihinizi yapın; ya bu dünyada korku ve endişe, ahirette emniyet ve ferahlık; ya da bu dünyada zevk-ü safa, ahirette cevr-ü cefa denilmişti ya; onun tecelli zamanıydı..

“Nice yüzler o gün ter-ü tazedir; ışılar, parlar. Rablerine bakmakta, O’nu görmektedirler.”

Bu ne büyük saadettir, ne büyük devlettir..

Âlemlerin Rabbi lütfetmiş, kullarının azını çoğa saymış; onların güzel amellerini kabul etmiş, hatalarını kusurlarını affetmiştir. Bunlara verilecek mükâfatlar da verilmiştir.

Ama bunların verasında, dünya derdinden çok ahiret derdi çekenlere kendi zatını temaşa şerefini ve nimetini bahşetmiştir..

Ne mutlu o yüzlerin sahiplerine..◊

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ