SERMAYENİZ VAR MI? - rahle.org

SERMAYENİZ VAR MI? - rahle.org

SERMAYENİZ VAR MI?


Facebookta Paylaş
Tweetle

Metin ÇELEBİ

 



"Ahir zamanda insanlara bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi gelecek." buyuran sevgili Peygamberimiz (sav) günümüzü ne kadar güzel ifade etmiş. Yıllar, aylar, günler akıp gidiyor ama biz ne kadar hızlı gittiğinin hiç farkında değiliz. Geriye dönüp geçmişimize baktığımızda sanki o günleri hiç yaşamamış, bebek olup sallanmamış, çocuk olup kırmızı şekerli elma istememiş, öğrenci olup geleceğe dair dünyayı kurtarma planları yapmamış, sinemaya gidip Bruce Lee, Chak Norris olma hayalleri kurmamış veya evlenip çoluk çocuk sahibi olmamışız. Yaşanılan ve geride bırakılan o günler sanki gerçek değil de, sadece zihnimizde canlanan tatlı bir rüya veya bir hayaldi. Ortalama yaşımızın 30 olduğunu kabul etsek koskoca 10.950 (on bin dokuz yüz elli) güne ne oldu. O günler ne zaman geldi, o günleri ne zaman yaşadık ve tükettik. Ve elde (elimizde) neyimiz var.

"O gün ki sura üfürülecek ve mücrimleri o gün gömgök mahşere toplayacağız. On'dan(on g
ünden) fazla durmadınız.' diye aralarında gizli gizli konuşacaklar. Gidişçe en yakın benzerleri, Bir günden fazla durmadınız' deyince, ne diyeceklerini biz biliriz!" [Taha (20) 102-104] 

Öğrenci olduğum ve bol bol seyahat ettiğim o günlere tekrar dönmek ve aynı arkadaşlarımla aynı dakikaları tekrar yaşamak istiyorum ama nafile. Dünya denilen bu âlemde yaratıcının emir ve yasaklarına muhalefet edenler "Görsen o vakit ki mücrimler Rablerinin huzurunda başlarını eğmişler:
‘Ey Rabbimiz! Gördük, dinledik. Şimdi bizi geri çevir, salih bir amel işleyelim; zira kesin olarak inandık' diyecekler." [Secde (32) 12], ama bu istekleri reddedilecek. Geçmişini, şu anını ve geleceğini göremeyen insan "çok zalim ve çok cahil." [Ahzab (33) 72]

Allah Resulü (sav): "Benim dünya ile ilgim ne kadar ki! Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim." buyururken, nasıl ki bir ağacın gölgesi sürekli değil de, sadece güneş varken gölgenin hükmü söz konusu ise, insanın da bu dünyada sürekli olmadığını, gölgelikte gölgelenip giden bir yolcu misali olduğunu vurguluyor.

Dünya ve dünya içindeki her şeyin fani olduğunu, hizmetimize verildiğini ve tabiatımıza sevimli kılındığını, "İnsanlara; kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden şehevat sevgisi bezendi; fakat bunlar dünya [alçak] hayatının geçici metaı! Hâlbuki Allah, akıbet güzelliği onun yanındadır." [Ali İmran (3) 14] ayetinde belirtilen asıl mekânın, gerçek huzurun ancak Allah katında olabileceğinin şuur ve idrakini ne kadar taşıyor ve yaşıyoruz? "Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için amel işleyendir. Ahmak ise, nefsini kendi hevasına tabi kılan sonra da Allah'tan kurtuluş umandır." hadisinin acaba hangi kısmında yer alıyoruz? 

Sevgili Peygamberimizin (sav): "İki nimet vardır ki insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit." ifadesinde olduğu gibi bugün kahve köşelerinde, sinema koltuklarında, televizyon başında, internet cafelerde, bilardo salonlarında, faydasız oturumlarda ve malayani uğraşılarla sıhhat ve boş vakitlerini heba eden yığınla insan tanıyoruz. Hatta ne acıdır ki, bunların bir kısmının bir zamanlar İslam ilimlerini tahsil etmiş, Allah için koşuşturmuş eski dostlar (ancak Müslümanlar kardeştir düsturuna binaen) olduğunu görüyoruz. "Tabiat boşluk kabul etmez." diye veciz bir söz vardır. Boşluk iyi veya kötü mutlaka bir şeylerle doldurulur. Zaten nefis ve şeytan ne için var ki ? ".....nefis cidden fenayı (kötülüğü) emreder...." [Yusuf (12) 53] "İblis: Öyleyse beni azdırmana karşılık yemin ederim ki ben de onları saptırmak için her halde senin doğru yoluna oturacağım, sonra onlara önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım; sen de çoğunu şükredici bulmayacaksın!....." [Araf (7) 16,17] diyen şeytan ve kötülüğü emreden nefis şüphesiz ki bizim boşluklarımızı gözetmektedir. O halde belirli bir gaye ve amaca binaen yeryüzünde bulunan insan, her an kendisinin boş vaktini, Kur'an'dan, zikirden, Allah'tan ve faydalı düşünceden kalbinin ve bedeninin gafil olduğu anı gözetleyen bu iki azılı düşmanının her türlü menfi, müspet aldatmacalarına karşı uyanık (teyakkuz halinde) olmalıdır. 

"Onlar (müminler) ki, boş şeylerden yüz çevirirler." [Mü'minun (23) 3] Boş olan, yani insana dünya ve ahirette değil zararı, faydası olmayan (malayani) söz, davranış, şaka, eğlence, boş uğraşlar, laubali, gayri ciddi ilişkiler ve konuşmalardan uzak dururlar.

Müslümanlar, gücünün yetmeyeceği, yapamayacağı veya henüz zamanı gelmeyen şeyleri konuşmak, her iki tarafa da faydası olmayacak tartışmalara girmek, falanca özel veya tüzel kişiler hakkında yararı olmayacağını bile bile konuşmalar yapmak, çekiştirmek, gıybet ve dedikodu yapmak gibi hastalıklardan kesinlikle kurtulmalıdırlar. Bütün bunların ötesinde her bir fert kişisel zayıflıklarını giderici, güzelliklerini arttırıcı, Allah'a daha da yaklaştırıcı ilaçlar peşinde olmalıdır ki nefsinin yamukluklarını düzeltebilsin. Ancak bu şekilde olacak özel bir gayret ve çabayla Allah (cc), fert ve toplumlardaki değişim ve dönüşümü gerçekleştirecektir. "Her halde Allah bir kavme verdiğini- onlar, nefislerindekini bozmadıkça- bozmaz!" [Ra'd (13) 11]

"Onlar boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve
‘Bizim işimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz' derler." [Kasas (28) 55]

Gereksiz ve anlamsız konuşmaların, dedikoduların yapıldığı ortamlara rastladıklarında güç, bilgi ve kabiliyetleri varsa gündemi değiştirip hayırlı ve faydalı şeylerin konuşulmasını sağlarlar, aksi takdirde o ortamı terk ederler.

Müminlerin yumuşak huyluluğu, tevazu sahibi olmaları, her yerde her şeye boyun eğmeleri anlamına gelmez. Allah'ın yarattığı şu alemde tevazu ile yaşayıp, birbirlerine karşı alçak gönüllü, ince ruhlu, nazik söz ve davranış içinde olurlarken, Allah'a isyan olan tüm söz ve eylemlere karşı da kükremiş aslan gibi karşı koyarlar. Tevazuları bu karşı koyuş ve direnişlerine engel olamaz.

Resulullah (sav): "Kıyamet gününde bir insan şu dört şeyden hesaba çekilmedikçe hiçbir yere gidemez :
1. Ömrünü nerede tükettiğinden,
2. Gençliğini nasıl harcadığından,
3. Malını nerede kazanıp nereye sarf ettiğinden,
4. İlmiyle nasıl amel ettiğinden." buyurdu. 

Ölümün her an ensemizde olduğu, nerede, nasıl, ne zaman geleceği belli olmayan bir âlemde yaşıyoruz. Çünkü kaderimizi biz belirlemediğimiz gibi, kazamızı da biz belirleyemiyoruz. 

Bizi her daim Rabbimizle beraber kılma, ondan gafil bırakmama, doğru yol üzerinde ayaklarımızın sabit kalması hususunda dikkat edilmesi gereken birkaç noktayı kendimce şöyle belirteceğim: 
a. Madde, sıhhat, güzellik vb. konumumuz her ne olursa olsun daima alt seviyedeki insanlarla kendimizi kıyaslamak. Bu, Allah (cc)'ın bize verdiği her hale, her nimete şükretmemizi, nankörlük etmememizi sağlayacak, hamdimizi de daim ve içi dolu kılacaktır. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Hayat şartları sizinkinden aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu Allah'ın üzerinizde ki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır." 

b. Hasta ve hastanelerin sık sık ziyaret edilmesi. Bedeninden bir yerleri eksik veya yaralı olan, felçli veya bitkisel hayata girmiş olan vb. hastaların görülmesi, kalbi olarak yapacağımız duaların ve şükür secdelerimizin artmasına vesile olacaktır. 

c. Kabir ve mezarlara gitmek. Daha çok kısa zaman öncesinde sizin gibi nefes alıp veren, yaşayan, emeller kuran o insanların şu anda ne olduğu, hangi mahluk tarafından yem olarak kullanıldığını ve ruhunun şu anda neyle cezalandırıldığını (yaptıklarının karşılığını) düşünün. Bu bizi devamlı ölüme (Allah'ın huzuruna) hazırlıklı tutacaktır.

d. İslami konuları (hayatımızı İslam'la) devamlı gündemde tutmak. "Hatırlat! Hatırlatmak ancak inananlara fayda verir."[Zariyat 56.] ayetinde veya "Din nasihattir..." hadisinde olduğu gibi gündemlerimizi, dert ve ıstıraplarımızı bu noktada yoğunlaştırırsak, "Kişinin fikri ne ise zikri de o olur." kabilince geleceğimize yatırım yapmış oluruz. 

e. Devamlı hareket halinde olmak. "Durgun su kokuşmaya başlar." "Dönmeyen tekerlek ölür." veya "İşleyen demir pas tutmaz." misali ferdi noktada yükümlülüklerini yerine getiren Müslüman, içtimai alanda da gerekeni yapma gayretinde olursa, aldatıcıların aldatma şerlerinden f. Seyahat etmek. "Ya o yerde niye bir seyir eylemediler (dolaşmadılar) ki kendileri için akıllanmalarına sebep olacak kalpler ve işitmelerine sebep olacak kulaklar olsun; zira hakikat budur ki gözler körelmez ve lakin sinelerdeki kalpler körelir."[Hac (22) 46] Değişik ülke, coğrafya, yapı, yapıt, insan, iklim, vs.nin görülmesinin faydası ancak gezip görüldüğünde anlaşılabilir. "Seyahat edin, sıhhat bulursunuz." diyen bir peygamberin ümmeti olarak bu teşvike uymamız bize ciddi kazanımlar sağlayacaktır. 

g. Spor yapmak. "Kuvvetli mümin, (Allah katında) zayıf müminden daha hayırlı ve sevimlidir." hadisinde olduğu gibi, başka hadislerde de ata binmek, yüzmek, ok atmak, güreş yapmak gibi sporlara kuvvetli teşvikler vardır. Bu tür uğraşlar, kafirlere kar
şı güç toplama'[Enfal (8) 60] ayetinin paralelinde ve anlayışında yapılırsa, Allah'a sevimli gelen ve insanı zinde tutan uğraşlardır. 

h. Dualarımızda sürekli, Allah'ın bizi rahmetinden uzaklaştırıp nefsimizle, insan ve cin şeytanlarıyla baş başa bırakmaması için ısrarla yardım istemek. Eğer onun yardım, hidayet ve rahmeti olmazsa (özellikle "imanın elde tutulan kor misali olduğu" böyle bir çağda) bizim, onun doğru yolu üzerinde kalabilmemizin imkanı yoktur. "Çünkü, nefis daima kötülüğü (fenayı) emreder, meğer ki Rabbim rahmetiyle yarlığaya!" [Yusuf (12) 53] 

Zaman, insan hayatının en önemli ve en kıymetli unsurudur. Zamandan başka her şeyin telafi edilmesi mümkündür. Onun için ancak, yitirildiği zaman kıymeti anlaşılan vaktimizin her anını uyanık, dolu dolu, hazırlıklı geçirmeli, elimizdeki bu kıymetli emaneti hiçbir şekilde boş yere heder etmemeliyiz. Çünkü maziye dönmek imkansız, gelecek ise bizim meçhulümüzdür. Önemli olan şu anımız, içinde bulunduğumuz bu vakittir. Bu vaktimizin her demini kulluk ve ahiret bilinci içerisinde, alıp verdiğimiz her nefesin sona doğru atılmış bir adım olduğunun idrakiyle yaşayarak, ilahi huzura hazırlığımızı istenilen şekilde yapmakla geçirmeliyiz. 
Hasan Basri (ra) şöyle der: 
"Her sabah Allah (cc) tarafından bir münadi şöyle seslenir: 
"-Ey âdemoğlu! Ben yeni bir âlemim, senin yaptıklarına da şahidim. İyi amel yapmak suretiyle benden faydalan. Çünkü kıyamete kadar bir daha dönmeyeceğim."

Bir başka hikmetli sözde: 
"Görevler, zamandan daha çoktur" ve "Zaman, kılıç gibidir. Sen onu kesmezsen o seni keser." denilmiştir.
"O kaçacağı gün kişinin kardeşinden ve anasından, babasından ve refikasından (eşinden) ve oğullarından; onlardan her kişinin bir şe'ni [derdi] vardır, o gün başından aşar;......" [Abese (80) 34-37]
İşte o gün gelmeden önce, en değerli sermayemiz olan ömrümüzü planlı, programlı ve israf etmeksizin karlı yatırımlarda kullanmazsak, aldatıcıların cazibelerine kapılıp gidersek vay halimize. Vahlar bize.

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ