ALLAH'IN (C.C) KULLARINDAN PEYGAMBER SEÇMESİ - rahle.org

ALLAH'IN (C.C) KULLARINDAN PEYGAMBER SEÇMESİ - rahle.org

ALLAH'IN (C.C) KULLARINDAN PEYGAMBER SEÇMESİ


Facebookta Paylaş
Tweetle

Gazi ÇOBAN

 



Allah'ın, mesajını kullarına iletmek üzere yine onlar içinden, onlar gibi bir kulu seçmesi meselesi; kimin ve niçin seçileceği yönüyle değil, resulün bizzat vahye muhatap olması -yani hak olması -itibariyle insanların ilgi sahasına girmesi gerekir. Oysa bazı dönemlerde, bunun olmaması gereken yönünün öne geçtiği süreçler yaşanmış, Müslümanlar arasında yerel birtakım fitne unsurları baş gösterebilmiştir.

Bu yazımızda, "risaletin tevdii" meselesinin, sünnetullahın hangi noktasında cereyan ettiğinin izahı ile ümmetin hemen her dönemde karşısına çıkabilen "sahte peygamberlik-Mesihlik veya risaletin basit tutulmaya çalışılması problemleri “ne ışık tutmaya çalışacağız:
Evvelen mevzuya ;
a-Peygamberi seçen, Allah (cc) 
b-Peygamber olarak seçilen kişi,
c-Kendilerine peygamber gönderilen toplum veya toplumlar,
olmak üzere üç cihetten yaklaşmakta fayda görüyoruz:
a-Allah'ın bi'set hadisesini kendi tasarrufu ve kudret elinde bulundurması, kulların kesbine veya vasıflarına referans kılmaması,

Dinin kemale erdirilmesi gibi insanlığın da kemali için onları süzmesi, saf ve tertemiz olarak açığa çıkarması,
b-Risaletin bir fazıl-kazanç sonucu olmayan nimet- olması yönüyle resulün hiçbir dahlinin olmaması,

Rabbani terbiye ve vahye muhataplığı ile diğer insanlardan fazilet ve şerefçe öne geçirilmesi (tasavvufta bu; yakutun diğer taşlara kıyasıyla ifade edilir)
c- Allah'ın dinin şekillenmesini akla veya melek cinsi bir iletişime bırakmayıp kullardan elçi tayinini tercih etmesinin, sonsuz rahmetinin göstergesi oluşu

Bu babda, ayetlerin orijinallerinde geçen ve mevzumuzun sınırlarını tespit eden kavramların açıklamasını yaparak, gelecek meallerde bu orijinal kelimeyi aynen telaffuz edeceğimizi ifade etmek istiyoruz.

Mevzuyu hangi boyutuyla ele alırsak alalım, resul olarak bir kulun tayini fiili hiçbir ayette "seçilme" yani edilgen yapısıyla geçmemiş; olayda Allah'ın meş'iyyeti-dilemesinin ötesinde ne resulün ne de insanların hiçbir dahli ve etkisinin olmadığı ortaya konulmuştur. Allah Teâla ayetlerde, seçeceği şahsın kimliği konusuna hiç değinmemiş, onu ne olarak inzar edici, müjdeleyici, rahmet, güzel ahlakı tamamlayıcı vb.- gönderdiği üzerinde hikmeti calib ifadeler kullanmıştır. Bu itibarla müminlere; ilk husus üzerinde düşünmek, hikmete ulaşma sahasında yorumlarda bulunmak gibi abes ameliyeler asla düşmez. Nerede, ne zaman ve kimden doğacağımız meselesinin, insanların hikmet sahasından ne derece uzak olduğuyla değerlendirebiliriz hadiseyi.

Allah'ın Peygamber Seçmesini İfade Eden Kavramlar:
Temniye: Allah'ın, risaleti bir nimet olarak vermesi cihetiyle diğer kullarına iyilikte bulunması.
Tenzil: Allah'ın, risaleti bir kuluna indirmesi 
İ'ta: Allah'ın, risaleti bir fazıl olarak vermesi
İhtisas: Allah'ın, risaleti bazı kullarına mahsus kılması, tahsis etmesi
İctiba: Suyu kirlerinden arındırma anlamındaki bu kelime, risaletin verilmesini bu temizleme anlamıyla ifade eder.
İhtiyar: Hayırlı olanını tespit manasında, Allah'ın seçtiğinin ötesinde daha hayırlının bulunmasının imkânsızlığı cihetiyle seçme
Istıfa: Allah'ın, insanları süzüp onlardan saf ve temiz olanı seçmesi
İmamet: Allah'ın insanlara önder-imam tayini cihetiyle risaleti tevdii, Hz. İbrahim (as)da olduğu gibi
İc'al: Risaletin tevdii, bir kulun resul kılınması
Taksim: Risaletin fazl u rahmet olması cihetiyle ümmetlere ve onlardan bir şahsa paylaştırılması-her ümmete bir resulün gönderilmesi-
Istına': Allah'ın bir kulu yetiştirip resul yapması-Rabbani terbiye-

Allah'ın risaleti kime/kimlere tevdi edeceği meselesi; kavim veya birey bazında birtakım insanları, vahyin içeriğini bile düşünüp tetkik etmeden inkâra götürebilmiştir. Peygamberler, risaletlerinin ilanı akabinde ilk inkârcılar olarak karşılarında kavimlerinin elebaşlarını -mele' ve mutrefini- gördüler.

"Bunlara bir ayet geldiği zaman: "Allah'ın peygamberlerine verilen risalet, aynıyla bizlere verilmedikçe sana asla iman etmeyiz !" diyorlar. Allah risaletini nereye tevdi edeceğini ic'al-daha iyi bilir. Yaptıkları hilekârlıklar sebebiyle öyle mücrimlere yarın Allah yanında hem bir küçüklük, hem de şiddetli bir azap isabet edecek." (6/124)

"Ya, şimdi ne mazeretleri var, o öğütten yüz çevirirlerken? Sanki ürkmüş yaban eşekleri, aslandan kaçmaktalar! Yok! Onlardan her kişi kendisine ayrı sahifelerle davetiyeler dağıtılmasını istiyor.(i'ta)" (74/49-52)

"Yanlarındakini Tevrat'ı- tasdiklemek üzere, onlara Allah tarafından bir kitap Kur'an- gelince; önceden küfredenlere karşı yardım talep edip dururlarken o tanıdıkları kendilerine gelince, tuttular ona küfrettiler. İmdi Allah'ın laneti kâfirlerin boynuna.

Ne çirkindir o kendilerini sattıkları ki Allah'ın kullarından dilediğine kendi fazlından vahiy indirmesine bağy-haset ve isyan ederek- Allah ne indirdiyse hepsine küfrettiler de gazap üstüne gazaba uğradılar ve o kâfirler için ihanetkar bir azap var.

"Allah ne indirdiyse iman edin." denildiği zaman da onlara: "Biz kendimize indirilene iman ederiz." derler de ötekine küfrederler." (2/89-91)

"Arzu etmez o küfredenler ne Ehli Kitaptan ve ne de müşriklerden ki size Rabbinizden bir hayır indirilsin. Allah ise rahmetiyle imtiyazı dilediğine bahşeder, ıhtısas" (2/105)

" Müşrikler: "Ne olurdu şu Kur'an, iki memleketten bir büyük adama indirilseydi." dediler. Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar?" (43/31-32)

Hz. Peygamberin bi'seti sonrası üç farklı kitlenin farklı boyutlarıyla risalete nasıl sapık ve çarpık baktıklarının izlerini yakalayabiliyoruz:

Mekkeli müşrikler, Ehli Kitap ve Ümeyyeci tavır:
Velid b. Muğire: "Nübüvvet hak olsa idi ben ona senden daha layık olurdum, çünkü ben senden büyüğüm ve zenginim."

Ebu Cehil: "Abdi Menaf oğulları bizimle şeref hususunda yarışa kalktılar, nihayet koşuda denk iki at gibi olduğumuz sırada bizden bir peygamber var, ona vahyolunuyor- dediler. Vallahi biz buna asla razı olmayız ve ebeden ittiba etmeyiz, meğerki ona geldiği gibi bize de vahiy gelsin" diyordu.

Bazıları da ilim ve fen namına "Eğer nübüvvet ve risalet hak olsa idi bu kadar ilmimizle bizim o peygamber denilenlerden daha evleviyetle peygamber olmamız ve peygamberliği nefsimizde müşahede ve tecrübe edebilmemiz lazım gelirdi. Mademki biz peygamber olamıyoruz, fennen nefsimizde tecrübe edinceye kadar akli-nakli her ne delil gösterilirse hiçbir kitaba inanmayız, hurafe der geçeriz." diyorlardı.

Ehli Kitap, ellerindeki semavi kitaplardan edindikleri ilimle son dönemde yeni bir resulün geleceğini açık olarak biliyor, onun da kendilerinin arasından çıkacağını düşünüyorlardı. (2/145-146, 6/20, 2/89-91)

Bu itikatları onları müşriklere karşı bir iftihar vesilesi kılmıştı. Ne zaman ki Allah, son peygamberi, hafife aldıkları bu müşrik ırkın içinden seçti, birçok sıfatıyla tanıdıkları bu yeni peygamberi sırf hasetlerinden ötürü inkâr ettiler.

Bi'setten önce halk arasında, sahip olduğu tevhit inancıyla temeyyüz etmiş, hanif dinine müntesib olmakla iftihar eden Ümeyye b. Ebi's- Salt isimli şahıs da aynı haset duyguları içinde inkârı seçti. Yeni bir peygamberin geleceğine dair sahih ilmi, ona layık olarak ancak kendisinin seçilmesi gerektiği yönündeki hastalıklı düşüncesiyle gölgede kaldı ve fütursuzca küfre geçiş sürecini yaşayabildi; arkasında buram buram tevhit kokan beyitler bırakarak.

Şeytanın iğva ve telkinleriyle, kendilerine Allah'tan vahiy geldiğini iddia edebilen sahte ve yalancı insanlar, her dönemde tarih sahnesinde arz-ı endam edebilmiştir. O dönemde Müseyleme, dün Bahaullah ve bu günlerde Reşat Halife gibiler, aynı iğvanın nesli olarak ortaya çıkmış, çok az da olsa taraftar toplayabilmişlerdir.

Son tahlilde İblis, İslam'la hesaplaşmasında yeni bir metot geliştirdi; inkâr veya yeni bir peygamber olarak çıkış yerine, hadisenin basitleştirilmesi çabaları. Bunun için de Hz. Peygamberin (as) son peygamber olmadığı, vahyin kesilmediği ve resullerin bir evrak taşıyıcısı olarak algılanması tezini öne sürdü. Kendisine ciddi yaklaşımlar kazanamasa da mide bulantısına sebep olan bu tür çıkışlar, her dönemde yeni bir kılıkla ortaya çıkabilmektedir.

Peygamberlik silsilesi içinde baba-oğul-akraba ilişkisini saltanatla özdeşleştirmeye çabalayan şeytani mantık karşısında, durmamız gereken noktayı çok iyi tespit etmek zorundayız. Hiçbir zina ve iffetsizlik haline asla maruz kalmamış, tertemiz bir rahim süreci geçirmiş, öncesi ve sonrasıyla vahyin terbiyesinden geçirilmiş, korunmuş olan resullerin hak olmasının ötesinde hiçbir halleri bizim ilgi sahamıza girmemeli-zengin veya fakir oluşları, gaybı bilmemeleri, hükümdar veya serbest meslek sahibi olmaları, baba/oğul veya akraba oluşları, ölümlü olmaları vb.-
İmdi mevzu ile ilgili ayetleri, kelime bazında kategorik olarak sunabiliriz:

Temniye:
"Resulleri onlara: "Evet" dediler; "Biz, sizin gibi beşerden başka bir şey değiliz ve lakin Allah kullarından dilediğine nimetini ihsan temniye- buyurur ve Allah'ın izni olmadıkça bir sulta ve burhan getirmek bizim haddimiz değildir ve onun için hep Allah'a dayanmalıdır müminler." (14/11)

İlqa:
"Kullarından dilediğine, emrinden Ruh ile ile melaike indiriyor-ilqa ediyor- da buyuruyor ki "Şu hakikati bildirin: Benden başka ilah yok, hemen bana takva edin!" (16/2)
"O dereceleri yüksek arşın sahibi, telaqi-kavuşma- gününün dehşetini haber vermek için kullarından dilediğine Ruh indiriyor-ilqa ediyor-." (40/15)

İhtisas:
"De ki: Her halde hidayet Allah hidayeti! Size verilen gibisi birine veriliyor veya Rabbinizin huzurunda size galebe edecekler diye mi bu ?" De ki: "Doğrusu fazıl Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir-i'ta- ve Allah vasi' dir, alimdir, rahmetiyle imtiyazı dilediğine bahşeder-ihtisas-, daha Allah, çok büyük fazl sahibidir." (3/73-74)

İctiba:
"Atalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bir kısmını da her birini hidayete erdirip âleminin üzerine geçirdik- ve hep bunları ictiba ettik ve doğru yola hidayetçi kıldık. İşte o yol, Allah'ın hüdasıdır. O bunu kullarından dilediğine hidayet eyler.(yehdi) (6/77-78)
"Müşriklere, bu davet ettiğin Dini doğru tutun ve onda tefrikaya düşmeyin.  Emri ağır geldi; Allah ona -kendine veya dinine- dilediklerini ictiba edecek ve yüz tutanları ona hidayetle erdirecektir." (42/13)

İhtiyar:
"Rabbin dilediğini yaratır ve ihtiyar eyler, muhayyerlik-seçme hakkı- onların değil! Sübhan o Allah ve o, çok yüksek onların şirkinden! "(28/68)
"Musa (as)'a hitaben: "Ve ben, seni ihtiyar buyurdum, şimdi verilecek vahyi dinle: hakikaten benim, ben Allah!" (20/13)

Istıfa:
"Allah, hem meleklerden resuller ıstıfa eder, hem insanlardan! Hakikat, Allah yegâne semi, yegâne basirdir." (22/75)

"Buyurdu ki: "Ya Musa! Haberin olsun, ben Risaletlerimle ve kelamımla seni o insanların üzerine ihtiyar eyledim, şimdi şu sana verdiğimi al ve şükrünü bilenlerden ol! " (7/144)

"Hamd Allah'a, bir de selam, ıstıfa buyurduğu kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa müşriklerin şirk koştukları mı?" (27/59)

"Gerçek [şu ki] Allah, Âdem’i ve Nuh'u ve Al-i İbrahim'i ve Al-i İmran'ı âlemler üzerine ıstıfa buyurdu, bir zürriyet olarak; birbirinden (hep tevhit dininden)... Ve Allah'tır işiten, bilen." (3/133-134)

"Kullarımızdan İbrahim'i, İshak'ı, Yakub'u da an! Eller ve gözler sahipleri idiler; çünkü biz onları temiz bir hassa, halis yurt düşüncesiyle halislerimizden kılmışızdır ve çünkü onlar muhakkak nezdimizde ıstıfa edilmiş hayırlılardan. İsmail'i de, Elyesa'ı da, Zülkifl'i de an! Hepsi de hayırlılardan." (38/45-48)

İ'ta:
"İşte o -risalet Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine verir-i'ta-ve Allah çok büyük fazıl sahibidir." (62/4)

Istına':
"Bu sebeple senelerce Ehli Medyen içinde kaldın, sonra da bir kader üstüne geldin ya Musa! Ben seni kendim için yetiştirdim." (20/11)

İmamet:
" Şunu da hatırda tutun ki bir vakit İbrahim'i Rabbi birtakım kelimelerle imtihan etti. O, onları tamamlayınca "Ben, seni bütün insanlara imam edeceğim." buyurdu." (2/124)

Allah'ın (cc) kullarından peygamber seçiminde belirlediği sünnetullahın tespitinin, yukarıda belirtilen ayetlerin tamamına şümullü bir bakışla ulaşılabileceğini düşünüyoruz. 
Bais-i Rahman'a hamd, seçtiklerine selam olsun. 

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ