Ümmet Bilinci - rahle.org

Ümmet Bilinci - rahle.org

Ümmet Bilinci


Facebookta Paylaş
Tweetle

Atasoy Müftüoğlu

 

1. Biz Müslümanlar; temel İslâmî inançlar merkezinde toplanan, farklı etnik kökenleri olan, farklı dilleri konuşan, farklı gelenek ve adetleri paylaşan evrensel bir ümmet / milletiz. Müslümanlar nazarında ırksal üstünlük bir safsatadan ibarettir. İslâm’ın özü, ruhu, bilinci bütün bir insanlığa açıktır.

Müslümanlar arası ilişkiler; Allah’a, Rasûl’e ve Müslüman emir sahiplerine bağlılık esasına dayalı olarak şekillenir. Hepimiz öncelikle Allah’a bağlıyız. Bütün bir hayatımız boyunca içerisinde bulunabileceğimiz bütün bağlar, Allah’a olan bağlılığımız içerisinde ifadesini bulur.

Allah katında hiçbir halkın ve topluluğun özel bir yeri yoktur. Allah katında en değerli olanlar, Allah’ın yasalarına uyanlardır.

İslâmî inançlar açısından yalnızca Allah’a ibadet edenlerle, Allah’a isyan edenler arasında bir eşitsizlik vardır. Biz Müslümanlar insanları toplumsal mevkilerine ya da siyasal konum ve güçlerine göre de değerlendirmeyiz. Hangi aileden, kabileden, ulustan gelmiş olursak olalım, İslâm ailesi içersinde hepimiz temel kardeşlik bağlarıyla birbirimize bağlanmaktayız.

Hangi renge, hangi ırka, hangi ulusa ait olursa olsun her Müslüman evrensel İslâm ümmetinin bir üyesidir. Müslümanlar için ırk ve kabile bağları değil, İslâm bağları önemlidir. İlahımızı tek bir İlah’tır. O’ndan başka ilahımız yoktur. Rabbimiz alemlerin Rabbi’dir. Bütün bir yeryüzü mescidimizdir. Ve milletimiz tek bir millettir, yani İslâm ümmetidir.

2. Coğrafî ve ırkî sınırları bulunmayan, uluslar üstü, ülkeler ve halklar üstü bir dünya ve hayat görüşünün ifadesi olan İslâm, bugün coğrafî ve ırkî sınırlara hapsedilmiş ve bu yolla ulusal ideolojilerle özdeşleştirilmiştir. Coğrafî ve ırkî sınırlar yüzünden evrensel İslâmî bütünlük ve özgünlük yitirilmiştir. Ulusal ideolojilerin ve ulusal sınırların denetimi altına alınan İslâm, denetim altına alındığı ülkelerde her tür değişime kapalı, kokuşmuş bir “muhafazakârlığın” ifadesi olarak yaşatılmak istenmektedir.

Oysa ki içerisinde yaşadığımız dünyayı denetim altına alan, ulusal birlik, ulusal egemenlik, ulusal devlet, vatan, bayrak gibi kavramlar; modern zamanlarda yüceltilen, takdis edilen, Avrupa kültürüne özgü ve tamamen “muğlâk” olan kavramlardır. Bu kavramlar yoluyla bugün her ülkede halklar kendisinden olmayanları dışlamakta, aşağılanmaktadır. Bütün bu tanımlar insanî değerlerin ve zenginlerin sınırlarını daraltmakta, evrensel İlahî ve insanî iklimi çölleştirmektedir.

Yeryüzünü ve bütün bir insanlığı ilahî anlamlarla kucaklayan İslâm, işte bu çölleşmeyi durdurmak istemektedir. Bu çölleşmeyi ancak biz Müslümanlar durdurabiliriz. Bunun için de bütün bir yeryüzünde ve hayatın her alanında özgürce düşünmeyi, özgürce karar vermeyi ve özgürce davranmayı öğrenmeliyiz.

Bizler, Müslümanlar olarak yeryüzündeki varoluş faaliyetlerimizi (yeniden) İslâmî ilke ve ahlâk sınırları içersinde düzenlemek zorundayız. Hiçbirimiz, hiçbir nedenle İslâmî bütünselliği bir kenara itemeyiz.

Müslümanlar arası ilişkilerin iyileştirilmesi için hepimiz benliğimizi kontrol edebilmeliyiz. Bir barış ve dayanışma zemini, gerektiğinde kendisinden feragat etmesini bilenlerle kurulabilir. Hepimiz insan ruhunda ve ahlâkında köklü bir devrim yapmak için çaba harcamalıyız.

3. Müslümanlar bütün zamanların en büyük ailesidir. Müslümanlar bütün adımlarını, bu büyük ailenin sağlığını ve geleceğini düşünerek atmalıdırlar. Müslümanlar olarak görevimiz, inançlarımızı, değerlerimizi, kavramlarımızı insanlık çapında geçerli olacak şekilde yükseltmektir. Her şeyden önce inançlarımızı, değerlerimizi, kavramlarımızı özgürleştirmeliyiz. Klişeleşmiş açılara teslim olmamalıyız.

Evrensel inançların temsilcisi olan Müslümanlar ulusal ve bölgesel sınırları aşmak zorundadır. Müslümanlar arası ilişkiler uluslar üstü bir kültür ve medeniyet kurmaya, uluslar üstü bir birliği sağlamaya yönelik olmalıdır.

Kendisini dar hizip mantığı içerisine hapseden yapılarla bir çıkış yolu bulunamaz. Hizip ufkundan dünya görülemez. Hizip ufku dar bir ufuktur, bu ufuktan insan yalnızca kendisini görebilir. Hizipçi zihniyet, tarih boyunca ve bugün İslâmî mücadelenin büyük kayıplar vermesine neden olmuştur, olmaktadır. Hizip rekabeti yüzünden Müslümanlar aslî mücadele alanlarını terk etmektedir.

Emperyalist dünyanın bütün imkânlarını devrimci İslâmî mücadeleyi yok etmek için kullandığı dönemde, Müslümanların hizip kavgalarını sürdürmeleri anlayışla karşılanamaz. Yerel bağlamda Müslümanlar arasında sağlıklı ilişkiler kurmayı başaramayan bir bünye, bir yapı, bir kültür küresel bağlamda hiçbir inşa hareketine, hiçbir yolla katkıda bulunamaz.

Irkçılık ve milliyetçilik tarih boyunca her zaman düşmanlıklara ve savaşlara neden olmuştur, bugün de olmaktadır. İslâm nazarında vatan-memleket coğrafî bir kategorinin adıdır. Ama ümmet, insanlık çapında temelleri olan bir gerçekliğin ifadesidir. Ulus-devlet (kavramı) ırksal üstünlük fikrine dayalı olarak ortaya çıkmıştır. Ulus-devlet ya da etnik topluluk / grup temelinde insanlığın birliği asla sağlanamaz.

İlahî irade, kabileci, ırkçı, bölgeci olamaz. Başka renkleri, ulusları, mezhepleri dışlayarak evrenselci olunamaz. İslâm, insanlık âlemine, insanî erdemlerin ırk, sınıf, renk, zenginlik, makam ve mevkilerle değil; bizzat insanlık ruhu ve özüyle ilgili olduğunu öğretir. Kavmî tarafgirlikler nedeniyle Müslümanların evrensel etkinliklerine kayıtsız kalınamaz.

Müslümanları tahakküm altına alan egemen dünyaya bağımlılıktan ancak evrensel bir dayanışma yoluyla kurtulabiliriz.

4. Gerek birey olarak, gerekse grup ya da topluluk olarak kendi özel anlayışlarımızda direnmeye devam edersek, hem yalnızlığı seçmiş oluruz, hem de bugün karşı karşıya bulunduğumuz emperyalist irade karşısında zayıf ve güçsüz kalırız.

İnsanlar arasındaki farklılıklar, doğal farklılıklardır. Farlı renkler ve diller insanlığın zenginliklerindendir. Farklı renkler ve diller bir üstünlük ve ayrıcalık vesilesi sayılamaz.

Müslümanlar kendilerini herhangi bir milliyetle sınırlandırmazlar. İslâmî mücadele, evrensel amaçlar içerdiğinden, siyasal sınırlara göre yapılanmaz. Müslümanlar milliyet esasına dayalı bir siyasal mücadeleye girişmezler.

Milliyetçilik coğrafî ve ırkî bir dar görüşlülüğün ifadesidir. Irk, renk, doğum üstünlüğü kompleksi cahilî bir asabiyetin tezahürüdür. Her milliyetçilik ait olduğu ulusu temelsiz ve ölçüsüz bir şekilde yüceltir, takdis eder. Milliyetçilik yoluyla her ulus kendisine özgü köksüz ayrıcalıklar icat eder. Kana ve ırka dayalı kimlik sahipleri için başkaları düşman ve yabancıdır.

İnsanlığın ortak insanlık değerleri etrafında bütünleştirilmesi tezi, İslâm’ın tezidir. Irkçılık ise İslâm’ın anti-tezidir. İslâm çok uluslu bir ümmettir.

İslâm, doğuşunda kıtaları aşan çok hızlı bir yapılanmayı gerçekleştirmişti. İslâm, tarihten çekilmeye zorlandığı modern zamanlara kadar çok halklı, çok dilli, çok renkli yapılar kurdu. Bu yapıları yüzlerce yıl ayakta tuttu. İslâm, tarihin içinde olduğu dönemlerde insanlığı bölmedi, coğrafyayı bölmedi, dünyayı bölmedi.

İslâm, birbirine çok farklı yapılar üzerinde birleştirici işlevini yüzyıllardır sürdürdü. İslâm, milliyetçiliğin her türlüsüne tarih boyunca yabancı kaldı. İslâm, insanları kardeş kıldı. İslâm, insanlığı bir ümmet kıldı. İslâm’ın çağrısı bütün halkları içine aldı. İslâm Peygamberi (sav) bütün bir insanlık için bir müjdeci ve haberciydi.

5. Kültürel Haçlı seferleri ümmet bilincini, ümmet dayanışmasını, ümmet ahlâkını büyük ölçüde zayıflattı. İslâm Dünyasında ümmet ahlâkı ve bilinci 18. yüzyıldan bugüne gelinceye kadar büyük sarsıntılar geçirdi. Ulus-devlet öncesinde bütün halklar arasında daha anlamlı ilişkiler ve daha zengin bir kültürel alış-veriş vardı. Ulus-devlet olgusu ve milliyetçilik düşüncesi bu ilişkileri ve alış-verişi kısıtladı.

Ümmet bilincinin / ahlâkının / dilinin / dayanışmanın yeniden kuruluşu sorunu, bugün Müslüman halkların en önemli, en hayatî sorunudur.

İslâm dünyasında yeni bir toplumsal yapı; hareketli, açık görüşlü, katılımcı bir cemaatçilikle birlikte, paylaşmaya ve dayanışmaya dayalı kardeşlikle inşa edilecektir. Siyasal anlamda bir İslâmî mücadele sürecine girmeden önce, bütün İslâmî anlamları içtenlikle yaşatan ve savunan bir İslâmî toplumun gerçekleştirilmesi gerekir.

 

 

 

 

 

 

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ