Tevhid Tarihi: Hz. Musa (1) - rahle.org

Tevhid Tarihi: Hz. Musa (1) - rahle.org

Tevhid Tarihi: Hz. Musa (1)


Facebookta Paylaş
Tweetle

Yakup YILMAZ

 

Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm." dedi. (Kasas Suresi, 29)

Hani Musa ailesine: "Şüphesiz ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim." (Neml Suresi, 7)

Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum." (Taha Suresi, 10)

İnabe; arayış içinde olmak, Allah’a giden yolları araştırmak, merak etmek, hayret etmektir. Olayların çevremizden akıp gitmesini izlemek, kararları son ana bırakmak yanlış olduğu gibi olayların peşinden koşmak da yanlıştır.

Yakın ve uzak çevremizde her an yüzlerce olay gerçekleşmekte, bunlar birbirlerini etkilemekte ve pek çoğunun etkisi sonradan anlaşılmaktadır. Müslüman olayların şekillenişinden, sıralanışından, etkileşimlerinden bir sonuç çıkarmayı başarmalı, kendine ve yapısına lazım olabilecek bilgi, beceri ve donanımı olay gerçekleşmeden hazırlayabilmelidir.

Ailesini tehlikeye atmadan kendinin yola çıkması ise sorumluluk bilincine güzel örnek olduğu gibi liderlik ile ilgili bir vurguyu da taşır: Yapamadığın bir şeyi başkasından bekleme!

Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi. (Kasas Suresi, 30)

Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."

"Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."

"Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."

"Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (Taha Suresi, 11-14)

Kendini tanımlama konusunda işlediğimiz özellikler hatırlanırsa Rabbimizin Hz. Musa ile konuşmaya başlama şekli ve bunun önemi anlaşılacaktır.

Ayakkabılarını çıkar emrinden:

Yapacağın işe değer ver ve gereklerini yerine getir. Kazanacağın yeni özellikler için gereken maddi ve manevi hazırlıkları tamamla. İman - mantık ilişkisinden kurtul. 

Eğitime önem ver. Eğitime verdiğin önem ortama, eğitimciye, ödeve, sürece gösterdiğin saygı ile anlaşılır.

"Şekle takılma önemli olan niyet / kalp temizliği" diyenlere inat yaptığın/yapacağın işi mükemmel bir hazırlık, kendini vermişlik ve azimle yerine getir.

Seni dünyaya bağlayan her şeyden kurtul ki Allah’a bağlanabilesin.

"Sağ elindeki nedir ey Musa?" Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var." (Taha Suresi, 17-18)

Mucize aslını / gerçekliğini bildiğin bir şeyin senin algı sınırlarının dışına çıkmasıdır. Allah kendinin ve Musa’nın bildiği bir eşyaya Musa’nın anlayamadığı bir görev vererek Musa için çarpıcı / uyarıcı hale gelmesini sağlamıştır.

"Asanı bırak." (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı... (Kasas Suresi, 31)

"Asanı bırak;" (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı... (Neml Suresi, 10)

"Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz." (Neml Suresi, 10)

Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (Taha Suresi, 21)

Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. (Kasas Suresi, 32)

Öğrenciye karşı sabırlı ol. İnsanî veya gayri ihtiyarî tepkilerinde affediciliğini göster. Eğitimin bir süreç olduğunu, bilginin davranış haline gelmesi için gereken pratik / süre / özümseme başlıklarını hatırla.

 Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."

"Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum." (Kasas Suresi, 33-34)

"Kardeşim Harun'u"

"Onunla arkamı kuvvetlendir."

"Onu işimde ortak kıl,"

"Böylece Seni çok tesbih edelim."

"Ve Seni çok zikredelim." (Taha Suresi, 30-34)

Kendini tanı. Eksikliklerini ifade etmekten utanma ki bunlar görevini etkilemesin. Allah’ın halifeliğini gereği gibi yapabilesin. Eğitimci / eğitilen arasındaki samimiyet / doğruluk eğitimin kalitesini artıracak ve güven oluşturacaktır.

"Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."

"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"

"Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendimden Sana bir sevgi yönelttim."

"Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. Seni Kendim için seçtim." (Taha Suresi, 37-41)

Olayları farklı bir gözle değerlendirmek / geçmişi farklı yorumlamak bize yeni kazanımlar sağlar. Aşabildiğin her zorluk seni daha güçlü kılar. Yapılan iyilikleri hatırlatma / hatırlama motivasyonumuzu artırır. Sorumluluk duygusunu kuvvetlendirir.

"Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın." (Taha Suresi, 42)

"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."

"Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." (Taha Suresi, 43-44)

Yetki / sorumluluk dengesini kurarken dikkat etmeliyiz. Bizden ne istendiğini veya başkasından ne istediğimizi açıkça ifade etmeli, nasıl yapılması gerektiğini (destek başlığında anlatılmıştı) açıklamalıyız.

Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz." (Taha Suresi, 45)

(Musa) Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum." (Kasas Suresi, 33)

"Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun." (Taha Suresi,47)

Dikkat edilirse Hz. Musa'nın Firavun'la olan diyaloğunda denemeden geçirilen tek kişi Firavun değildir. Hz. Musa da imtihandan geçirilmektedir. Hz. Musa Firavun'dan endişe etmekte, onun kendisini öldürmesinden çekinmektedir. Ama Allah Hz. Musa'ya Firavun'a gitmekten daha fazlasını emretmekte, İsrail-oğulları'nı kendisiyle göndermesi için Firavun'dan istekte bulunmasını da bildirmektedir. Tüm Mısır'ın tartışılmaz hakimi konumunda olan, insanların ilahlaştırma derecesinde itaat ettikleri Firavun'a gidip, onun yanlış yolda olduğunu açıkça söylemek, dahası köle durumundaki İsrailoğulları'nın hürriyetini talep etmek, elbette zahiri bir bakışla son derece tehlikeli bir iştir. Ancak Hz. Musa ve Hz. Harun, Allah'ın koruması altında hareket ettikleri için mutlak bir güvenlik içinde olduklarını bilmiş ve Rabbimize olan güvenin verdiği rahatlıkla bu emri yerine getirmişlerdir. Allah onlara bu gerçeği "korkmayın" emriyle hatırlatmıştır:

Sonra bunların ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar suçlu - günahkar bir kavimdi.  (Yunus Suresi, 75)

Kibir insanoğlunun en sık ve kolay işlediği günahtır. Kibrin sonu istikbar ve müstekbirliktir. Yumuşak söz söyleyin emrinin bir sırrı da muhatabın davete kibirle yaklaşmasını engellemektir. Kibri körükleyen bir olgu da çevredir. Müstekbirlik ile güçlenen ondan beslenen kişi ve gruplar kibrin istikbara dönüşmesini hızlandırır.

(Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"

Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."

(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"

Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."

"Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık." (Taha Suresi, 49-53)

Sorulara cevap verilmeli fakat davet sorular etrafında şekillenmemelidir. Özellikle topluma davet sırasında aksiyoner olmak gerekir. Soruları davetçinin sorması, bunu belli bir düzen gözeterek yapması ve bazı sorulara muhatabın kendi içinde cevaplar bulmasının sağlanması daveti daha etkili kılar.

Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler. (Kasas Suresi, 36)

 Atalar dini var olan düzen demektir. Değişmesini istemeyenler bundan faydalanan azınlıktır. Zulmün / şirkin kurumsallaşmış ve kanıksanmış olması onların işine gelmektedir. Güçlerini korumak adına geleneği savunurlar. "Böyle gelmiş böyle gider, düzeni sen mi değiştireceksin?" sıkça kullandıkları argümanlarıdır.

Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (Yunus Suresi, 78)

Küfrün sakat mantığı her olayı kendi çarpıklığı ile değerlendirir. Maddi karşılığı olmayan bir işi yapmaya inanmadığı gibi bunu anlayamaz da. Kendine benzemeyen davetçiyi dışlar, yaftalar.

Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim."

"Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder." (Araf Suresi, 104-105)

İsrailoğulları'nı mısırdan çıkarmak gibi farklı bir görevi de olan Musa’nın, hem iman edenlere hem de etmeyenlere yönelik yapılanma çabaları mücadelesinin önemli bir bölümünü kapladığı unutulmamalıdır.

Kendini ve davetini tanımlayarak küfrün onu tanımlamasını, davet ve davetçinin daha sonra sapmasını / saptırılmasını engellemiştir. İman edenlerin ve inkar edenlerin ne ile muhatap olduklarının bilinçli bir şekilde farkına varmalarını sağlamıştır.

(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin." (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım. Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı." (Şuara Suresi, 18-21)

"Bana karşı lütuf dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır." (Şuara Suresi, 22)

Davetçinin kirli bir geçmişi olması mümkündür. Bu kir gerek küfürden kaynaklansın gerek diğer günahlarla dolu bir geçmişten kaynaklansın yapmamız gereken gönülden bir tevbe sonrasında davete devam etmek ve o dönemin yanlışlığını kabul edip mazeretler uydurmamaktır.

Küfrü tanımlamak buna alışmış kişilere ve zalimlere zulmü göstermektir. (Tanımlama başlığına bakınız)

Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?" Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."
Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"

(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir." (Şuara Suresi, 23-26)

(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."

"Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir" dedi (Musa)

(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara Suresi, 27-29)

Seni yönlendirmelerine izin verme. Tuzak soruların sonu yoktur. Günümüzde de dini meseleleri tartışanların çoğunun dinden habersiz / duyarsız / umursamaz oluşu inananların kafasını karıştırma çabalarının sona ermediğinin göstergesidir.

(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir." Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi. Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'. (Şuara Suresi, 30-33)

(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, 'Doğrusu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" (Şuara Suresi, 34-35)

Her an gerçekleşen sayısız mucizeyi göster insanlara. Yaşamın her saniyesinin mucize olduğunu unutanlara kevniyatı hatırlat. Hiçbir köşesini yapamayacakları kainatın insanlığın hizmetine kulluk için sunulduğu gerçeğini tekrarla ki alıştıkları / körleştikleri ayetleri görebilsinler.

Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla";

"Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler." (Araf Suresi, 111-112)

Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"

"Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tesbit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.

(Musa) Dedi ki: 'Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)." (Taha Suresi, 57-59)

İleriyi görme ve kendine güven davetçinin vasıflarıdır. Uyanık olmalıdır davetçi, en fazla etki yapacak cümleleri, en fazla kişiye ulaşabileceği ortamları, muhataplarının en fazla algılayabilecekleri anları seçmelidir. Gözü kapalı yürümek yerine planlı / örgütlü / istişare edilmiş bir şekilde daveti gerçekleştirmelidir. Her durumu davet için bir vesile kılmalıdır.

(Devam edecek inşaAllah...)

 

 

 

 

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ