İslam Tarihinde Gençlik Teşkilatları – Fütüvvet - rahle.org

İslam Tarihinde Gençlik Teşkilatları – Fütüvvet - rahle.org

İslam Tarihinde Gençlik Teşkilatları – Fütüvvet


Facebookta Paylaş
Tweetle

Orhan ÇOLAK

Bu yazıda, gençlik oluşumlarının medeniyet tarihimizdeki örneklerinden biri olan Fütüvvet teşkilatlarını, bunun İslam toplulukları içindeki köklerini, sosyolojik izdüşümlerini, tasavvuf doktrini ile fütüvvet düşüncesinin etkileşimli tarihini üç farklı bilim adamının makalelerinden hareketle özetlemeye ve bir takım genel sonuçlar çıkarmaya çalışacağız.

 

Kelimenin Kökeni

FUTUVVA kelimesi (farsça: Futuvvat, türkçe: Fütüvvet) Arap menşe’lidir; temel manası «gençlik, erginlik çağı, delikanlılık» olup bu kelime aynı zamanda «gençliğin en par­lak zamanı, delikanlıca tavır» ve nihayet «gençlikten kaynaklı hafifmeşreblik» manasına da gelmektedir ve Feta (çoğulu Fityân) «delikanlı, genç adam» kelimesinden teşkil edilen bir mücerred isimdir (Taeschner, s.3)*.

Feta sözlükte "genç, yiğit, cömert"; fütüvvet ise "gençlik, kahramanlık, cömertlik" anlamlarına gelir. Tasavvuf kaynaklarında, II (VIII.) yüzyıldan itibaren önde gelen süfilerin fütüvvet kelimesini tasavvufi bir terim olarak kullanmaya başladıkları kaydedilir. (Uludağ, s.259)

 

İslam Öncesi ve Kur’ an’ da Feta

İslam öncesi Arap toplumunda feta şecaat, iffet, cömertlik ve diğerkamlık gibi başlıca üstün vasıfları bir arada mütalaa eden eski asalet ve fazilet anlayışını temsil ediyordu; ancak bu, toplumda mevcut bir kurumlaşmayı değil münferit bir kişiliği yansıtıyordu. Nitekim İslam öncesi devirde fityan ve fitye, hatta bizzat fütüvvet kelimesine rastlanmamış olması, böyle bir kurumlaşmanın İslam öncesi Arap toplumunda bulunmadığını ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, konuyla ilgili eski Arap şiirindeki malzemenin incelenmesi sonucunda, fütüvvet kurumunun Cahiliye dönemindeki feta kavramıyla anlam olarak bağlantısını kabul etmekle birlikte organik olarak onun gelişmiş bir devamı sayılamayacağı konusunda hemen hemen görüş birliğine varmışlardır. (Ocak, s.261)

Kur'an'da fütüvvet kelimesi mevcut olmamakla beraber feta ve çoğulu fitye ve fityan kelimelerine birkaç yerde rastlanmaktadır (mesela bk. Yusuf 12/ 62 ; el-Kehf 18/10, 13; el-Enbiya 21/60). Ancak bu yerlerin hiçbirinde, söz konusu kelimelerin toplumda birtakım fazilet vasıflarıyla belirginleşmiş bir tipe işaret etmediği, sadece sözlük anlamıyla, yani "delikanlı, genç adam" yerine kullanıldığı görülmektedir. (Ocak, s.261)

Kur’an’da Feta (cemi burada Fityan) kelimesi, ahlâkî bakım­dan her hangi bir şekilde kıymetlendirilmeden, yalnız temel manası olan «genç adam» manasında geçmektedir. Arap şiirinde ise durum başka türlüdür. Bunda, eski Arap toplumu, Feta terimiyle, ideal olarak zihninde yaşattığı «asîl ve tam manasıyla insan» ı kastetmekteydi. Eski Arap düşüncesine göre Feta’ yı birisi misafirperverlik ve cömertlik, diğeri yiğitlik olmak üzere her şeyden evvel iki fazi­let temayüz ettirirdi. Cömertlik ve yiğitlik sonraları da daima Fütüvvet’ in gerektirdiği iki temel fazilet olarak kabul edilmiştir. Bu arada, esas bakımından Feta’ nın şahsî kabiliyetinde içkin hiç bir sınır makbul addedilmiyordu: Feta’ nın misafirperverliği ve eliaçıklığı sonuna, yani kendisinin hiç bir şeyi kalmayıncaya ve tamamıyla fakir düşünceye kadar devam eder; mücadelede de o, ar­kadaşları için hayatını ortaya koyar. Taşkın cömertliğin, misafirper­verliğin ve mücadelede kendini feda etmenin bu türden örnekleridir ki insanlığın en yüksek mertebesi, yani Fütüvvet olarak her za­man göklere çıkarılmıştır. Bu manada Fütüvvet’ in cömertlik bakı­mından Hâtim at-Tâ’î, yiğitlik cephesinden ise Alî b.a. Tâlib ör­nek kahramanları sayılagelmiştir. (Taeschner, s.5)

 

Fütüvve’ nin Tarihsel ve Anlamsal Katmanları

Ahmet Yaşar Ocak’ a göre Fütüvvet kurumunun,

a) Cahiliye fetasıyla bağlantılı bir şekilde İslam'ın ilk yüzyılında belirmeye başlayan "sosyal bir kavram olarak fütüvvet";

b) IX. yüzyılda sosyal bir yapılanma halinde gençler arası içtimai iktisadi ve siyasi bir kurumlaşmaya dönüşen, son Abbasi döneminde de (XII. yüzyıl başları) resmi bir devlet kurumu haline getirilen "teşkilat olarak fütüvvet";

c) Yine IX. yüzyılda, artık ferdi yaşayış biçiminden sıyrılıp kurumlaşmaya başlayan tasavvuf hareketine paralel olarak sufilikle iç içe geçen "tasavvufi fütüvvet";

d) Son aşama olarak da esnaf tabakasıyla bütünleşerek yine bir sufi kurum hüviyetini geniş ölçüde koruyan, mesleki teşekkül niteliğinde ki "Ahilik fütüvveti" şeklinde dört tarihi merhalesi olduğu söylenebilir. (Ocak, s.261)

Franz Taeschner ise tarihsel olarak iki ayrı eksenden bahsedilebileceğinde hareketle; “Fütüvvet kelimesinin bir kere faziletler manzumesi, diğer taraftan bu fazilet gereklerinin uygulanması gibi iki ma­nasına uyarak, birbiriyle etkileşimli olmakla birlikte, gelişme yönleri ayrı olan biri fikrî-tarihî, diğeri içtimaî-tarihî iki gelişme istikametini, her ikisi de Abbasî halifesi An-Nâsır li-Dînillâh’ın (1180-1225 m.) kurduğu teşkilâtta bir daha ayrılma­mak üzere birleşinceye kadar, ayrı ayrı takip zorundayız.” (Taeschner, s.4) der.

 

Tarihsel ve Kültürel Koşullar

Müslüman Araplar yarı Antik Dünya’yı fethettikten sonra eski Arap asîl insan ideali Feta mefhumu, Arap kolonileri tarafından yeni zaptolunan memleketlere, bilhassa kuzey İran’a, Horasan’ a da götürüldü. Bu ideal nihayet oradan, İran’ın Müslüman Araplar tarafından fethi üzerinden çok geçmeden, hassaten Abbasî devrinde, İran millî unsurunun meskûn olduğu yerlerde hâkimiyeti tekrar ellerine geçiren İran asa­let çevrelerine giriş imkânını buldu. Esasen eskiden, hiç olmazsa Part hâkimiyeti devrinden beri şövaleresk bir hayat üslûbunun hâkim bulunduğu İranlı asalet çevrelerinde pek muhtemel olarak bu Arap asîl insan ideali İran asilzade muhitine mahsus geleneklerle birleşmiştir. (Taeschner, s.5)

Biz bu suretle Fütüvvet’ e, 10 ve 11 inci asırlarda İran topra­ğında hüküm süren bir çok İranlı Bey’ lerin asalet ideali olarak rastlamaktayız. Bu ideal, bu zamana ait siyasetnamelerde bir çok kere konu edilmiştir. (Taeschner, s.6)

Burada önemli olan husus, böyle kendine özgü nitelikleri ve kuralları bulunan bir sosyal kesim olarak VIII-IX. yüzyıllarda toplum içinde ortaya çıkan fityanın, daha çok göçebe bir hayat tarzının geçerli olduğu Arap yarımadasında değil eski İran kültürünün hakim bulunduğu Irak ve İran topraklarında, üstelik şehirlerde görülmesi, yani kurumlaşmış fütüvvetin şehirli ve gayri Arap bir kökene dayanmasıdır. Bu vakıanın ikinci bir göstergesi, yine IX. yüzyılda ortaya çıkan süfilik cereyanının da fütüvvet kavramını benimseyen şehirli ve üstelik gayri Arap tabakaya (mevali) dayanan bir hüviyetle tarih sahnesinde belirmiş olmasıdır. Dolayısıyla IX. yüzyılda fütüvvetin sufilikle kolayca iç içe girişi, ikisinin de aynı ortak sosyal tabandan kaynaklanmasından ileri gelmektedir. (Ocak, s.261)

Özetle, kısaca Fütüvvet teşkilâtının kökeni meselesi üzerinde ko­nuşmak istersek, bunun, Fütüvvet’ in ahlâkî muhtevası aksine, eski Arap köklerine indirgenemeyeceği açıktır. Bu manada her hangi bir birlik teşkilâtının izlerini Arabistan’ da aramak anlamsızdır. Bir­lik şeklindeki Fütüvvet’ in kökleri daha ziyade eski, müslüman Araplar tarafından fethedilen, kültür memleketlerinde aranmalıdır. Bu kökleri, Doğu Roma’nın ve aynı zamanda Sasanî devletinin şehirlerinde mevcut olmuş bulunan geç dönem antik birlik teşkilâtlarında arayacak olursak herhalde hata yapmış olmayız. (Taeschner, s.11)

 

Fütüvvet Teşkilatı

Bu Fityân birliklerinin gayesi sadece belirli bir hayat üslû­buna uymaktan ibaretti. Bu yaşama şekli ise ahlâkî bakımdan çoğunlukla oldukça gevşek bir seviye arzediyordu; iyi yiyip içmek, raks ve oyun vs. Bu hayat şekli doğal olarak, gerçek Fütüvvet ile, eğer o da varsa, ancak zahirî olarak ortak özelliklere sahip ve her halde Fütüvvet’ in sufî şeklinden etkilenmemiş durumdaydı.

Her hangi siyasî veya dinî-siyasî gayelerle ortaya atılan müca­dele gurupları olarak bazı birlikler, Fityân’ ın özel bir grubunu oluşturmaktaydılar. Bunlardan her şeyden önce, kendilerini Cihad’ a, fisebilillâh mücadeleye vakfetmiş olanlar zikredilmelidir. Bu mücahidler de, kendilerine fityân adını vermek suretiyle, eski Arap ma­nasında Feta lar olarak addedilmek istediklerini göstermekteydiler. Bu manada, bilhassa kuzey İran (Horasan) ve Maveraünnehir böl­gesinde mücahid grupları reislerine «Ra’îs al-Fityân» denildiğine tesadüf ediyoruz. Bu suretle iman mücahidleri ile sufîlik arasında bir tür karşılıklı ilişki kurmuş etmiş oluyordu. Nasıl sufiler eski Arap asîl insan tasavvuru Feta’ dan Fütüvvet mefhumunu mücahidlerden almışlarsa, bu sefer mücahidler de, din harbinin askerî üsleri olan Ribât’ larda teşkilâtlı sufîlik, yani der­vişlik müessesesiyle temasa gelmişlerdi. Bu suretle mücahidlerin eski Arap asîl insan ideali, zamanla, hiç olmazsa bir dereceye kadar, sufî Fütüvvet rengine bürünerek bu şekil altında onlara bir düzen prensibi olarak hizmet etti. (Taeschner, s.9)

Diğer yandan, Fütüvvet ehli bazı zümrelerin halktan bir çeşit haraç toplamaları, fütüvvet üzerine and içmeleri, bazılarının bekar yaşamaları, çok sabırlı olduklarını göstermek için kendilerini büyük acılara maruz bırakmaları, İbnü'I-Cevzi ve Takıyyüddin ibn Teymiyye gibi Selefi alimleri tarafından tenkit edilmelerine sebep olmuştur (Uludağ, s.261).

 

Sufiliğin Fütüvvetle İrtibatı

Fityan gruplarının sufilikle temasının nasıl ve ne zaman gerçekleştiğinin tespiti önemli bir problemdir. Bu temas, aynı sosyal tabandan gelmiş olmanın şevkiyle, doğrudan bir inisiyatifle sufi çevreler tarafından sağlanmış olmalıdır. IX. yüzyılda belirgin bir şekilde tarih sahnesinde görülen sufiliğin toplumda belli bir nüfuzu olan fityan teşkilatlarına ilgi duyması o çevrelere nüfuz edebilmek için fütüvvet kavramını benimseyerek ona kendi doktrin yapısına göre bir muhteva kazandırmış olması mümkündür. Bu yakın temas sonucunda, XI. yüzyıldan itibaren sufiliğin yavaş yavaş kurumlaşma sürecine girmesine paralel olarak onunla iç içe geçmiş fütüvvet kurumunda da sufi nitelikler giderek ağır basmaya başlamış ve tasavvuftakinin benzeri bir kurumlaşma süreci onda da kendini göstermiştir. Başka bir deyişle sufilikteki kurumlaşma fütüvveti de etkilemiştir. (Ocak, s.262)

Muhitlerinde eski Arap Feta-asîl insan idealini yüksekte tutmaya devam eden Arap mücahidlerinden bu mefhumu, esasen eski Arap Feta’ lığında içkin olan radikalliğe uygun düşen tarafıyla İslâm mistikleri, Sufî’ler aldılar ve Fütüvvet mefhumunu kendilerine mahsus bir şekilde geliştirdiler; onu tamamiyle yeni bir içerik ile doldurup, nasıl iman mücadelesi olan cihad’ı yeni ve daha yüksek bir içerik ile doldurmuşlarsa, bunu da, ol­duğundan daha çok yükselttiler. Anonim bir Arapça Fütüvvet eseri bunu şöyle ifade etmektedir : «Sufîler Fütüvvet terimini, bu sonuncusu bütün faaliyet görünümlerinde, nihai amaçlarını istisna tutarsak, kendileri için ödünç almışlardır. Son gayeler ayrıydı, çünkü Fityân’ ın son gayesi insanların övgüsünü, sufîlerin gayeleri ise Allah’ın rızasını elde etmektir».

Sufî anlayışına göre Fütüvvet mefhumu, gerek bir bütün olarak gerekse ayrıntılarda, eski Arap devrin­de Feta’ dan beklenileni çok aşan bir sıra faziletten oluşmaktadır. Fütüvvet, zamanla Sufî ahlâkının, hiç olmazsa insanın hem­cinsi ile ilişkisinde kendi benliğini ikinci plana atmasiyle alâ­kalı olan sufîlik kolunun, merkez, ana mefhumu haline gelmiştir. Bunun en esaslı fazileti başkalarını düşünmek, başkalarını sevmektir: alçak gönüllülük, hemcinsine karşı kendini fedaya kadar varan sevgi. (Taeschner, s.7)

[Tasavvuf edebiyatının klasikleşmiş eserlerinin] açıklamalarında Fütüvvet, ancak ahlâkî manada bir rol oynamaktadır; Fütüvvet’ in sosyal cephesi, naklettikleri bazı hikâ­yelerden anlaşılacağı gibi, sufî müelliflerce malûm olmasına rağ­men, onlar işin bu cephesine karşı bir ilgi duymamaları nedeniyle, bu hususu tartışmamış ve izah etmemişlerdir. (Taeschner, s.7)

Zamanla dinî uhuvvet birliği, Der­vişlik müessesesi, onun teşkilâtını örnek alarak korporasyon ve karteller şeklinde şekillenen Fütüvvet’ in gelişme biçiminde etkili oldu. Aynı zamanda derviş şeyhleri de Fütüvvet teşkilâtına dahil olarak, hatta bunların yönetimini de ellerine almışlardır. (Taeschner, s.11)

Ca'fer es-Sadık'ın (ö. 148/ 765). "Bize göre fütüvvet ele geçen bir şeyi tercihen başkalarının istifadesine sunmak, ele geçmeyen bir şey için de şükretmektir" dediği bilinmektedir (Kuşeyri, s. 478). Nitekim İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye de fütüvvetten ilk defa Ca'fer es-Sadık'ın bahsettiğini söyler (Medaricü's-salikin, Il, 354) (Uludağ, s.259)

Fütüvvet sufinin nefsine karşı tavrını da belirler. Feta nefsinin arzularına karşı çıkan yiğittir. Nitekim, "Feta nefis putunu kıran kişidir" denilmiştir. Feta iradesine hakimdir; "Rabbi için nefsinin hasmıdır". İnsanın göründüğü gibi olması veya olduğu gibi görünmesi fütüvvet, göründüğünden daha iyi olması melamettir. Sehl b. Abdullah, "Fütüvvet sünnete uymaktır" diyerek bu kavramın dinle olan ilişkisine dikkat çekmiştir (Uludağ, s.260)

 

Fütüvve’ nin Siyasi Kimlik Kazanması

Fütüvvet’ in fikrî ve sosyal olarak tarihsel gelişim istikametlerinin bir­birine bağlılığı, Abbasî halifesi an-Nâsir li-Dînillâh’ ın (hilâfeti h. 575-622 / m. 1180-1225) kendi gayeleri için kullanmak üze­re Fütüvvet kurumunu benimsemesiyle hem neticeye ulaşmış ve hem de aynı zamanda bu temele istinaden yeni bir gelişme isti­kameti almaya başlamıştır. Bu biçimde Fütüvvet birlikleri, ma­hiyetlerini ancak tarafgir tarihçilerin haberlerinden o da eksik olarak ortaya çıkarabileceğimiz yarı karanlıktan, bizim için nihayet tarihin tam aydınlığına dahil olmaktadırlar. (Taeschner, s.12)

Halifenin kendisini bir sufî şeyhi marifetiyle Fütüvvet’ e dahil ettirmiş ve bu suretle Fütüvvet’ in sufîlikten etkilenmiş kanadını muzaffer kılmağa yardım etmiş olmasının bir sonucu, Fütüvvet teşkilâtının sufîlikle ve dinî tarikat teşkilâtı Dervişlik müessesesiyle o vakte kadar sathî kalmış temasını kuvvetlendirmesi olmuştur. Bu suretle Fütüvvet şimdi, bütünüyle, tamamen sufî tesiri altına girmiştir. (Taeschner, s.13)

Nâsır’ ın Fütüvvet’ i için, bütün İslâm memleketlerini kapsayan, türlü hayat anlayışlarına sahip insanları, mağrur hüküm­darlar gibi macera peşinde koşan serserileri, dünyaya sırtını çe­virip hemcinsi hizmetinde kendini feda eden dindar sufî gibi cakacı kabadayıyı da içine alan, tarikat şeklinde bir cemiyet manzarası elde ediyoruz. Bütün bu unsurların üstünde ise, meşruiyyetlerini ispat için hepsinin de bağlılıklarını iddia ettikleri Halife tarikat reisi olarak bulunmaktaydı. (Taeschner, s.16)

 

Ahilik ve Fütüvvet

Fütüvvet bir zamanlar yaşadığı hiç bir yerde tam manasiyle sönmemiştir. O, yalnız esnaflıkla birleşmek ve bu suretle loncalarını düzen ilkesi haline gelmek suretiyle başka şekiller almıştır. (Taeschner, s.17)

Selçuklu devrinin sonuna, yani 1300 yıllarına doğru Ahîlik’ in Fütüvvet ile bağlılığı şüphe edilemiyecek derecede açıktır. Bu devir­den, muhtevalarından Fütüvvet’ in sufîler tarafından hazırlanmış bütün düşünüş tarzı ve Fityân’ ın bütün eski ve kendine özgü kurallarını açık bir şekilde ortaya koyan, Ahiler tarafından Ahiler için yazılmış ve Fütüvvetnâme diye isimlendirilen eserlere sahip bulunu­yoruz. (Taeschner, s.18)

 

Sonuçlar

 Özetlemek gerekirse; bu yazıda Fütüvvet’ le ilgili şu önemli noktaları tespit etme imkanı bulduk:

1.       İslam öncesi Arap topluluklarında feta, yiğitlik ve cömertlik gibi erdemlerle ilişkili bir kavram olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu bireysel bir nitelikti, bir topluluğun özellikleri olarak değerlendirilmiyordu.

2.       Kur'an' da feta nötr bir kelime olarak kullanılmıştır, ideal bir kişilik profili olarak Kur’ an’ da yer almamıştır.

3.       Sosyolojik köken itibarıyle Fütüvvet eski İran kültürünün hakim bulunduğu Irak ve İran topraklarında, şehirlerde, ağırlıklı olarak da Arap olmayan topluluklarda hayat bulmuştur.

4.       Fütüvvet’ le sufiliğin yakın ilişkileri, her ikisinin de bir önceki maddede belirtilen ortak toplumsal tabanlara dayanması ile açıklanmaktadır. Bu ilişkide etken tarafın sufilik olduğu söylenebilir.

5.       Sufiler, fakir düşünceye kadar cömertlik, kendini feda etmeye varan yiğitlik gibi radikal bir içeriğe sahip Fütüvveti, kendi doktrinlerine uygun biçimde yenilediler.

  

* Franz Taeschner’ in makalesi 1953’ te Türkçe’ ye tercüme edilerek yayınlandığı için alıntı yaparken bazı kelimeleri/ifadeleri günümüz Türkçesi’ nde daha yaygın kullanılan anlamdaşları ile değiştirmek gibi bir tasarrufta bulundum.

KAYNAKÇA

İslâm Ortaçağında Futuvva (Fütüvvet Teşkilatı), Franz Taeschner, (trc. Fikret Işıltan), İFM, XV/l-4 (1953-54)

Fütüvvet, TDV İslâm Ansiklopedisi, Süleyman Uludağ, cilt: 13, sayfa: 259-261

Fütüvvet, TDV İslâm Ansiklopedisi, Ahmet Yaşar Ocak, cilt: 13, sayfa: 261-263

 

 

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ