Kıyame (3) - rahle.org

Kıyame (3) - rahle.org

Kıyame (3)


Facebookta Paylaş
Tweetle

 

 

M. Murat tarafından yazıldı.

Güzelin en güzelini yaptığında engin bir tevazu edasıyla "estağfirullah" derken görülen, zulmün en ağırını işlediğinde yaptığı vahşet kendisine sorulduğunda: "hak etmeseler Allah beni bunların başına göndermezdi" diyerek tasdik beklerken... Güzelin en güzelini yaptığında engin bir tevazu edasıyla "estağfirullah" derken görülen, zulmün en ağırını işlediğinde yaptığı vahşet kendisine sorulduğunda: "hak etmeseler Allah beni bunların başına göndermezdi" diyerek tasdik beklerken...

Kul, Sultanıyla kıymet kazanır ve Sultanıyla bilinir. Efendimiz (sa), nasıl bir kıymete haizdir ki; bütün sultanların saltanatlarının gerçek sahibi ve bütün değerlerin gerçek kıymet vericisi Allah Teala, O'na (sa) iltifat ediyor ve şöyle buyuruyor: "O Gün, bütün her şey, Senin Rabb'inin huzuruna varıp son bulacak'''''!" Bütün insanlar "Senin Rabbinin" huzuruna... En dehşetli günün tek ve mutlak hakimi; kendini kuluna muzaf ile tavsif ediyor; kulu ve Rasulu Muhammed'in (sa) o gün nasıl da önemli bir konumda olacağını ihsas ediyor.

***

Esasen her var kılınan için ayrı ve "ona özel" bir senaryo yazılmıştır. Kendi senaryosunda başrol o varlığa verilmiştir. Diğer bütün varlıklar, onun filminde figürandır ve onun etrafında döner her şey. Varlık aleminde var kılınmış varlıklar adedince senaryo, biri biri içinde, birbiriyle iç içe; ama birbirini ezmeden vakti geldiğinde sahneye konur ve oynanır. Ve bu filmin her sahnesi en bilinmez yöntemlerle kayıt altına alınmıştır. Ve her insan, kendi hayatının kareleriyle kendi filminde oynamış, kendi kendi öz heybesini doldurmuştur hayatı boyunca... Bu heybede herkese göstermek istediği güzel şeyler vardır. İçinden "'Bütün insanlıktan öte bütün kainat duysun, bu güzel şeyleri ben yaptım,' ben!" diye haykırmayı geçirtecek kadar güzel şeyler. Hani gün olup yeri geldiğinde dost meclislerinde ballandıra ballandıra anlatılan cinsten güzellikler... Ve yine bu heybededir kimseye göstermek istemeyeceği çirkinlikler. Kendisinden bile saklamak istediği; unutulsa ve yok olsalar dediği türden. "Aman kimselere söylemeyin. Kimse duymasın" diye varını yoğunu rüşvet olarak vermeye razı olacağı türden çirkin şeyler... Ama netice değişmez: Hepsi onun yapıp ettikleridir. Ne bir dirhem eksik, ne bir dirhem fazla... Tamı tamına onun yapıp ettikleridir. Tek ilave edilen niyetleridir; amelleri kaydedilirken kimsenin bilmediği, bilemediği niyetleri de kaydedilmiştir. Ve gün gelmiştir. Her dolan heybe vakti, yeri geldiğinde nasıl boşaltılırsa, dökerse içindekileri; insanın kendi öz heybesinin açılacağı ve içindekilerin göz önüne serileceği an da öylece gelmiştir: "'''O gün insana, önden yolladığı şeyler (amel ve hareketler) ve''''geri bırakdığı (ne varsa, hepsi) haber verilecek."

*

Her insanın kendi hayatında değerli saydığı şeyler vardır. Önemsediği ve öncelediği şeylerdir bunlar. Diğer bütün duygu ve düşüncelerini, eylemlerini şekillendiren; yaşamına şeklini veren değerlerdir. Bazıları için ideallerdir; uğrunda ölmeye ve her şeyini feda etmeye değecek değerler. Bazıları için aşk. Kimilerinin para için yapmayacağı şey yoktur. Kimisi ise iktidarı hayatının mihveri kılmıştır da her adımını ona göre atar olmuştur. Bir takım yüce karakterliler vardır ki onlar, öbür aleme müteveccihtirler; değerlerini öbür alemin değerlerine göre belirlerler. Hayatlarındaki öncelik verilen şeyler, öbür alemde değerli olacak şeylerdir. Bu dünyaya ait her şey -başkalarınca ne kadar kıymetli ve öncelikli görünürse görünsün- onlar için ertelenebilir, ötelenebilir ve daha sonra boş vakitlerde yapılmak üzere tehir edilebilir şeylerdir. Hayat anlayışı, inancı, dünyaya ve eşyaya bakışı belirler bu şeylerin değerini. Bir yanda tamamen kendi istek ve iradesince belirlediği bu değerler ve bu değerlerden ötürü hayatında öncelediği işler... öte yanda değersiz kabul edip, daha sonra yaparım" ya da "yapsam da olur yapmasam da" veya "ne gerek var bunları yapmaya" diyerek erteledikleri... Ve hepsinin arkasında o büyük senaryo... büyük senaryo içindeki kendi özel senaryosu... Her anı niyetleriyle (yani öncelikleriyle, iç hesaplarıyla, görünenden / gösterdiğinden öte iç hesaplarıyla, geri bırakıp değersiz addettikleriyle) birlikte kaydedilen bir yaşam... Ve sonra o büyük an: "O gün insana, önden yolladığı şeyler (amel ve hareketler) ve geri bırakdığı (ne varsa, hepsi) haber verilecek."

***

İnsan.. Kendisine verilmiş ruhi yetenekleriyle meleklerin secde edecekleri kadar yücelmeye yetenekli. İnsan.. Bedeni özellikleriyle bütün diğer canlıların üstünde ve üstesinden gelecek kadar mükemmel. İnsan.. Nefsi boyutuyla şeytanlara şeytanlık öğretecek kadar kötülüğün üstadı. Şu kadar var ki, var olduğu andan itibaren kendisine verilmiş benlik bilinci sayesinde hep bile isteye yapmakta seçimlerini. 'Hay'rya da şerr, iyiya da kötü, güzelya da çirkin... her istediğinin neye ma'l olacağını bilerek istemekte; her yaptığının ne olduğunu bilerek yapmakta. İnsan.. Dıştan dışa alabildiğine görünen, bilinen, dokunulan, et ve kemik hakikatiyle bakıldığında her şeyine vakıf olunan, konuştuğu duyulan, yaptığı görülen, yediği içtiği gözlemlenen, her yaptığı "zahir", açık, aşikar ve bilinen... İçten içe alabildiğine saklı, görünmeyen, bilinmeyen / bilinemeyen. Akıl ve gönül hakikatiyle bakıldığında en gizemli şeylerden daha gizemli, en sırlı şeylerden daha sırlı... kendisi istemedikçe hiçbir duygusu ve hiçbir düşüncesi bilinemeyen... her şeyi "batın", gizli, sır, kapalı ve bilinmeyen... Ve insan: Herkesin gördüğü / her şeye gösterdiği yönleriyle kimsenin görmediği/kimseye göstermediği yönlerinin her noktasının farkında ve bilincinde olacak techizatla mücehhez varlık: "Doğrusu insan kendine karşı bir basîrettir"

***

İnsan.. Her yapıp ettiğinin çevresindekilerce "uygun" ve "doğru" görünmesi için çabalayan... Güzelin en güzelini yaptığında engin bir tevazu edasıyla "estağfirullah" derken görülen, zulmün en ağırını işlediğinde yaptığı vahşet kendisine sorulduğunda: "hak etmeseler Allah beni bunların başına göndermezdi" diyerek tasdik beklerken... Yaptığımı kimseler görmesin diye infakını gece yarısı fakir fukaranın ayakkabılarına bırakırken... gece gece kalkıp "'Allahım!' Ümmet-i Muhammedî halas eyle... Benim canımı da bu halasa bedel olarak al!.." diye dua ederken... İçten içe bir başka; dıştan dışa bir başka... kiminde içi ve dışı bir: Değerleri öte aleme göre belirlenmiş, bu dünyayı es geçmeye teşne gönüllerde hep aynı hal: "'Allahım!' Sana kulluk edemedim, kulluğunun hakkını veremedim, layıkınca şükr edemedim... Günahkarım!.." Kiminde içi başka dışı başka: Değerlerini bu dünyaya göre belirlemiş, her an bir başka rolü oynamaya hazır garibanlarda aynı hal: Aklının sonsuz labirentleri ve gönlünün sınırsız enginliklerinde saklı "iç varlıklarını" (duygu ve düşüncelerini, niyetlerini) yapıp ettiklerinin "sebebi" olarak dışarı vururken bir başka... "'Y'aptımsa bir sebebi var" yaklaşımı içinde, her yaptığını çevresine kabul ettirmeye mahkum; her edip eylediğini etrafına meşru göstermeye muhtaç. Mahşer günü her yaptığının tek tek gerekçesini göstermek zorunda kalacağından ve iç donanımları bu gerekçelendirmeye göre yaratıldığından olsa gerek; her yaptığına mazeretler bulan, sebepler gösteren, gerekçeler ileri süren. "Mazeretler bulup kendini (yaptıklarını) gizlemeye çalışsa bile..."

***

İnsan.. Yapıp ettiklerine sıkı gerekçeler üretirken... Çevresince kabul edilecek meşru mazeretler ileri sürerken... "haklısın" dedirtecek savunmalarla kendini ve yaptıklarını meşrulaştırırken... İçindekileri olduğu gibi değil de olması gerektiği gibi dışarı vururken... Esasta kendisi farkındadır, gerçeğin ne olduğunu... bilmektedir hakikati... dışa vurduklarının içte gizledikleri olmadığının bilincindedir... Ve ondan başka bütün bu olup biteni bilen biri daha vardır ve onu gözlemektedir

***

 

(devam edecek)

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ