Rahman'a Kul Olmak - rahle.org

Rahman'a Kul Olmak - rahle.org

Rahman'a Kul Olmak


Facebookta Paylaş
Tweetle

Hakan ERDEM

 

63. O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "Selam" derler (geçerler)
64. Ve onlar ki, Rablerine secdeler ve kıyamlar ederek gecelerler,
65. Onlar şöyle derler: "Rabbimiz, cehennem azabını üzerimizden sav! Doğrusu onun azabı gelip geçici bir şey değildir. 
66. Orası cidden ne kötü bir uğrak, ne kötü bir konaktır.
67. Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf, ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
68. Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yakarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın) cezasını bulur.
69. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır.
70. Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
71. Ve her kim tevbe edip iyi davranış gösterirse şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner. 
72. Ve onlar ki yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman vakar ile (oradan) geçip giderler.
73. Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.
74. Ve onlar ki: "Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl" derler.
75. İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükâfatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.
76. Orada ebedi kalacaklar, orası ne güzel bir konak ve ne güzel bir makamdır.
77. (Resulüm!) De ki: "Rabbim size ne kıymet verir duanız olmasa? (Ey inkârcılar! Size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; o halde azap yakanızı bırakmayacaktır.
Bildiğiniz gibi, kimi zaman Peygamber Efendimiz'e (SAV) birileri gelir ve "Ya Resulallah, bana beni Cennet'e sokacak amellerden haber ver" der ve her birine durumlarına göre bilgiler verir, sonra da: "eğer dediklerimi yapacak olursa mutlaka Cennet'e girecektir" buyururdu.
Böylesine mesajlar yer yer Kur'an-ı Kerim'de de mevcuttur. Çeşitli yelerde pasajlar halinde kimlerin nelerle kurtulacağı, ya da azaba uğrayacağı bizlere haber verilmiştir.
Furkan Suresi'nin ilgili ayetleri de eğer sabreder ve bu vasıfları –sekiz adet- üzerimizde taşırsak, Cennet'in en yüksek makamları ile mükâfatlandırılacağımızı ve orada selamla, esenlikle, karşılanacağımızı haber vermektedir. Haddi-i zatında bu vasıflarla Allah(CC) adeta İslam ahlâkının, medeniyetinin özetini yapmıştır. O halde nedir bu vasıflar kısa açıklamalarla onları anlamaya çalışalım:
1.) Rahman'ın kulları o kimselerdir ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman "selam" derler.
Ayette geçen "meşy", "yürümek" kelimesi bir yerden bir yere intikal etmek, "hevn" ise ağırbaşlılık ve tevazu demektir. İnsanın zillete sebep olmayacak derecede alçak gönüllü olmasıdır. Bun göre anlam şöyle olur: Onlar övünerek, böbürlenerek, çalımlı ve gösterişli değil; ağırbaşlı ve tevazu ile yürürler. Azamet-i İlahiyeyi düşünerek kibir ve gururdan kaçınarak, kendi acziyetlerini bilerek rıfk ile, tevazu ile hareket ederler.
İnsanın hareketi gibi yürüyüşü de onun iç dünyasını, şahsiyetini ve karakterini gösterir. 
Allah'ın gerçek kullarının dikkatlerini çeken ilk nitelikleri yürüyüşleridir, Onların Allah'a ibadet ve itaatleri kendilerini öyle değiştirmiştir ki, daha ilk bakışta yürüyüşleriyle soylu, mütevazi, vakur ve iyi huylu kimseler oldukları anlaşılır.
Yanlız mütevazi yürümek demek bezgin ve yılgın bir şekilde salına salına yürümek demek değil, ciddiyeti muhafaza ederek diri bir şekilde yürümektir.
Cahiller yani sefihler, edepsizler kendilerine sataştıklarında onlara güzel söz söylerler, onlara esenlik dileyip yollarına devam ederler. Böylesi kimselerle bile karşılaştıklarında onlara kin gütmezler. Tabi ki bu durum zayıflıklarından değil yüceliklerinden, acizliklerinden değil üstünlüklerindendir.
Şerefli ve kerim bir kişi edepsizlerle meşgul olup vakit harcayacağına daha önemli ve daha yüce değerlere vakit ayırır ve onları önemsemeden geçip gider.
Hasan el-Basri Yüce Allah'ın "Rahman'ın kulları......" buyruğu ile ilgili olarak şöyle der: "Mü'minler mütevazi kimselerdir. Allah'a yemin ederim, sesleri, gözleri ve organları o derece tevazu ile hareket eder k, bilmeyen kimse onları hasta zanneder. Halbuki onlar hasta değillerdir. Allah'a yemin ederim salıklılardır; fakat başkalarının kalbinde bulunmayan bir korku onların kalplerinde vardır ki bu, onları dünyadan alıkoymuş ve onlara ahireti öğretmiştir. Bu bakımdan onlar: "Bizden kederi gideren Allah'a hamdolsun." Derler. Allah'a yemin ederim, insanların üzüldüğü şeylerden dolayı onlar üzülmüş değillerdir. Kendisi ile Cennet'i istemiş oldukları hiç bir şeyi kendilerince büyük bir şey diye kabul etmezler. Ancak onlar ateşten korktukları için ağlarlar. Gerçek şu ki Allah'ın verdiği teselli ile teselli bulmayan kimselerin nefisleri, dünyaya karşı hasretleri bitmez. Allah'ın nimetini ancak yiyecek veya içecekte gören kimsenin bilgisi ise çok azdır ve göreceği azap da pek yakındır."
2.) "Onlar ki gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler."
Yani gecelerini ne eğlence, ne dedikodu ne de boş şeylerle geçirirler. Çünkü bunlar cahillerin işleridir.
Nitekim Allah Tealâ takva ehli kimseler için şöyle buyurur: "Geceleri pek az uyurlardı." (108/17) Bu hususta bakınız: (89/16) (96/9)
Ayet-i kerimede gece vakti vurgulanmıştır. Çünkü gece ibadet etmek daha zor ve gösterişten daha uzaktır.
Takva ehli kimseler zevk verici rahat uykularını bırakır, onun yerine dinlendirici ve rahatlatıcı olan ibadetlerle meşgul olurlar. Namaz kılar, secdelere kapanır, Rabbini zikredip O'na yakarırlar gece boyunca.
Gecesinin ihyasına; dünya işlerine fazlasıyla önem vermek, bedeni yormak, çok yemek, boş şeylerle ilgilenmek engel olur. Dolayısıyla geceleri ihya etmek için önce engelleri ortadan kaldırmak lazımdır. 
3.) Ve yine onlar Rablerine yalvararak huşu içerisinde yöneliyorlar ve kendilerinden Cehennem azabını alıkoymasını diliyorlar. Gece sabahlara kadar kıyama durmaları, secdeye varmaları güven vermiyor onlara. Gönülleri takva duygusuyla dolup taştığı için amel ve ibadetlerini küçümsüyorlar. Bu ibadetlerinde kendilerini Cehennem'den alıkoyacak bir teminat göremiyorlar. Şayet onlara Allah'ın fazl-ı rahmeti, müsamahası ve merhameti olmazsa bu amellerle Cennet'e giremeyeceklerini iyi biliyorlar ve diyorlar ki: "Rabbimiz, bizden Cehennem azabını def et. Çünkü onun azabı geçici değildir. Gerçekte O (Cehennem) ne kötü bir uğrak ve ne kötü bir konaktır."
4.) "Ve onlar ki harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler. İkisi arasında orta bir yol tutarlar.
İslam fertlere her ne kadar şahsî mülkiyet hakkını vermişse de müslüman kendi malını dilediği gibi harcayamaz. Müslüman israfla cimrilik arasında orta bir yol tutmak zorundadır. İsraf hem kişiyi, hem malı, hem de toplumu dejenere eder, bozar. Cimrilik de bunun zıddı olarak malı hapsederek ne sahibinin faydalanmasını mümkün kılar, ne de sahibinin mensubu olduğu cemiyetin istifadesini sağlar.
İsraf ve cimrilik içtimai ve iktisadi sarsıntılara yol açar. Malın saklanması krizleri doğurur. Ölçüsüz yere salıverilmesi de aynı şekilde krizler meydana getirir. Daha da ötesinde ahlâkın bozulmasına, kalplerin fesadına sebep olur.
Mücahid, bu ayetle ilgili olarak şöyle demiştir: "Bir insanın Ebu Kubeys dağı kadar altını olsa ve o altını Allah'a itaat için harcasa o insan müsrif sayılmaz, ama Allah'a isyanda bir dirhem sarf etse müsrif sayılır." 
Yine bu ayetle ilgili olarak Yezid b. Hubeyb şöyle demiştir: " Ayet-i kerimede sözü edilenler Hz. Muhammed'in (sav) yakın dostlarıdır. Nitekim onlar, lezzet ve haz duymak için yemek yemiyor ve yakışıklı olmak için elbise giymiyorlardı. Aksine onlar yemekle açlıklarını gidermeyi ve Rablerine ibadet etme gücüne kavuşmayı, elbise ile de avret mahallerini örtmeyi, sıcak ve soğuktan korunmayı gaye edinmişlerdir."
5.) "Ve onlar ki Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan büyük bir cezaya uğrar. Kıyamet azabı kat kat olur ve orada alçaltılarak ebediyen bırakılır."
Cenab-ı Hak bu korkunç kabahatleri Müslümanlardan uzaklaştırmak suretiyle onların düşmanı olan Kureyş ve diğer kâfirlerin bu sıfatlara sahip olduklarını ta'rizen bildirmekte, onlara işaret etmektedir.
Sanki Allah ((c.c.)) tarafından şöyle denilmiştir: "Onlar öyle kimselerdir ki Allah onları tertemiz kılmıştır. Sizin üzerinizde bulunduğunuz ortak koşmak, haram olan nefisleri öldürmek ve zina etmek sıfatlarından Allah onları uzaklaştırmıştır."
İşte bu üç sıfat Allah'ın şereflendirdiği insana yaraşan temiz bir hayatla, hayvanlık derecesine düşüren aşağılık ve adi hayat arasındaki yolların ayrılış noktası olarak kabul edilmektedir.
Abdullah b. Mesud (ra) şöyle demiştir: "Ben Resulullah'a sordum "En büyük günah hangisidir?" Allah Rasulü: "Allah seni yarattığı halde O'na eş koşmandır." buyurdu. "Sonra hangisidir?" dedim. Allah Rasulü: "Çocuğunu, seninle birlikte karnını doyurur endişesiyle (rızık endişesiyle) öldürmendir." Buyurdu. "Sonra hangisidir?" dedim. Allah Rasulü: "Komşunun hanımıyla zina etmendir." Buyurdular." (Buhari-Müslim-Ebu Davud)
"Ancak (şirkten) tevbe eden (Muhammed'e) inanıp (tevbesinden sonra da) salih amel işleyenler müstesna. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Ve Allah (günahları örten) Gafurdur (günahları iyiliklere dönüştüren merhametli) Rahimdir."
"Kim de (Allah'a) tevbe edip salih amel işlerse şüphesiz ki O (bununla) Allah'a gereği gibi yönelmiş olur."
Tevbe, pişmanlıkla ve günahlardan vazgeçmekle başlar. Tevbenin ciddi ve sağlam bir tevbe olduğunu ispat eden salih amellerdir. 
İbn Ata şöyle demiştir: "Tevbe, yerilen davranıştan dönüş ve övülen davranışa yöneliştir. Bu has kulların tevbesidir..."
6.) "Ve onlar ki yalan yere şahitlik etmezler (şahit olmazlar). Boş söze rastladıkları zaman vakar ile onurlu bir şekilde (oradan) geçer giderler."
Ayette geçen "zur" kelimesi aslı olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek üzere yaldızlı ifadede bulunmaktır.
Ahmed b. Hanbel yalancı şahidin cezalandırılması konusunda şöyle der: "Teşhir edilebilecek yerlerde dolaştırılır ve "Bu adam yalancı şahitlik etmiştir. Bundan sakının." Denir, demiştir.
"Lağv" kelimesi faydasız, alıp satılması ve terk edilmesi gereken şeydir. "Kiram" ise vakar, onurlu demek olan kerim kelimesinin çoğuludur.
Rezilliklerden uzak durmak, günahlara yaklaşmamak ve açıkça ifade edilmesi müstehcen sayılan sözleri kinaye yoluyla dile getirmek, ayet-i kerimede ima edilen kişilerin niteliklerinden sayılmıştır.
7.) "Ve onlar ki Rablerinin ayetleri kendilerine hatırlatıldığında ayetlere karşı sağırlar ve körler gibi davranmazlar." 
Yani onlar, ayetlere karşı işitmeyen sağırlar ve görmeyen körler gibi davranmazlar. Aksine, algılayan kulaklarla duyan ve yine algılayan gözlerle gören kimseler olarak ayetlere yönelir ve onlardan yararlanırlar.
8.) "Ve onlar ki Ey Rabbimiz! Gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler ihsan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl, derler."
Bir kimsenin nezih, iffetli, dini terbiyeye haiz bir refikaya nail olması büyük bir mükafattır. Ayrıca itaat eden, güzel bir itikat ve ahlaka sahip evlada sahip olmak tebrike layık büyük bir bahtiyarlıktır. Buna göre her akıllı zat böyle yüksek ahlaka sahip bir ailesi olması için Allah'a dua eder. 
İşte bunlar yaptıkları sabırlarına karşılık gurfe (yüce makamlar) ile mükâfatlandırılacaklardır ve orada bir tahıyye (sağlık temennisi) ve selam ile karşılaşacaklardır.
"Tahıyye" dua etmek ve uzun ömürler dilemek; "selam" ise kurtuluş ve güven dileğinde bulunmaktır. Gerçek güven ve kurtuluş ise ancak Cennet'tedir. Çünkü orada fanilik yok, ebedilik var, zenginlik var; zillet yok izzet ve üstünlük var, hastalık yok, sağlık vardır.
"Gurfe" kelimesi aslında yüksek bina ve konakların terası, kulesi gibi en yüksek noktası olup burada gökyüzünün burçlarına uygun olan bir yükseklik ifade etmektedir.
İbn Abbas (ra) "Gurfeden maksat, elmas, inci ve yakuttan yapılan evler demektir." Demiştir.
"De ki Rabbim size ne kıymet verir duanız (ibadetiniz-itaatiniz) olmasaydı? Gerçekten yalanladınız. O halde azap yakanızı bırakmayacaktır."
Rahman'ın kulları gibi yalvaran, ona ibadet eden, itaat eden insanlardan dolayı beşeriyet değer kazanmaktadır. İnkâr edenler –yalanlayanlar- kainatta bir zerreden başka bir şey değillerdir. Beşeriyet bütünüyle bu yeryüzündeki sayısız canlı türlerinden sadece bir türdür. Millet ise yeryüzündeki insan cinsinin birliklerinden yalnızca bir sayfadır.
Buna rağmen insanoğlu gururlanır, böbürlenir ve kendisini bir şey sanır. Yüce Rabbine dil uzatacak kadar cahilleşir. Halbuki o ne kadar zayıftır. Ancak Allah'a bağlanır, O'na itaat ederse ağırlık kazanır. Bu ağırlık zamanla öyle bir noktaya ulaşır ki Rahman'ın meleklerinden ağır basacak olur.
Ya Rab! Bizleri bu sıfatlara haiz kıl. Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı dinin üzere sabit kıl. Müslümanca yaşamayı, müslümanca ölmeyi bizlere nasip eyle. (AMİN)



KAYNAKLAR
1) Fİ Zılal'il-Kur'an, Seyyit Kutup, Beyan Yay.
2)Tefhimu'l-Kur'an, Mevdudi, İnsan Yay.
3) Hak Dini Kur'an Dili, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Azim Dağıtım
4) Ruhu'l-Meani, Alusi
5) El-Esas fi't-Tefsir, Said Havva, Şamil Yay.
6) Büyük Kur'an Tefsiri, (Hulasatü't-Tefasir), Ali Arslan
7) Tefsiru'l-Kur'an, Ebu'l-Leys Semerkandi, Sezgin Neş.
8) Muhtasar Ruhu'l-Beyan Tefsiri, İ. Hakkı Bursevi, Damla Yay.
9) Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, Ömer Nasuhi Bilmen, Huzur Yay.

Copyright 2018 © RAHLE DERGİSİ